PDF dosyası 106 Kb

Birlikte Uyuyanların Hikâyesi

M. Halûk AKÇAM

Ruh ve Madde dergisi, sayı 232 – 1979 Mayıs

Ruhsal Evrim dergisi, sayı 13 – 1986 Kasım/Aralık

 

Adamlar, leş gibi pis yatakların içine girmiş uyuyorlardı. Ağır yorganları kafalarına kadar çekmiş, horuldayarak. Yatakları çamur­dan, yorganları kandan tanınmaz hale gelmişti. Uzun zamandan beri uyuyorlardı. Üst üste, biri sağa kıvrılmış diğeri sola, kimi başaşağı, kimi yanlamasına, horultuları birbirine karışaraktan...

Hepsi de aynı rüyayı görüyordu, ama değişik renklerde. Biri rüyasında diğerinin kafasına basarken, başkası gelip ensesine bir tokat patlatıyordu. Kafasına basılan da yanındakini boğazladığını gö­rüyordu rüyasında. Boğazı sıkılan ise tokat atanın gözünü oymaya çalışıyordu. Birbirlerini sıkılmış dişleri arasından çıkan hırıltılarla sindirmeye çalışanların rüyaları hep aynıydı.

Uyandırmak için gelenler, önce yavaştan sonra avaz avaza ba­ğırmaya başladılar. Kimse duymadı, rüyalarında çığlıklardan kulakları tıkanmıştı adamların. Horultular arttı sadece. Gelenler, uyuyanları dürtmeye başladılar. Rüyasında yanındakinin ağzından lokmasını kap­maya çalışan, homurdanıp öbür tarafına döndü. Bu defa, öbür tarafa geçip dürtmeye başladılar yeniden. Adam dönecek yer bulamayınca kaçmaya başladı rüyasında, yatağın içinde tepinerek. Uyandırmaya çalışanlar yatağın başında durmuş, ona kaçacağı yeri gösteriyorlardı. Gözlerini açmayan adam, inatla kafasını yastığın altına soktu, yor­ganı iyice tepesine çekti.

Uyandırmaya çalışanlar çaresiz kalınca arkadakilere sordular; şimdi ne yapalım, diye. Arkadan birisi : “Üstünden yorganı çekin, başında davul çalın, şimdilik bu kadar”, diye seslendi. Adamların üzerindeki yorganı aldılar ve davul çalmaya başladılar. Önceleri yavaştan, sonra gümbürdeterek. Uyuklayan adam nefretinden titremeye başladı. Rüyasında, yanındakine dönüp onu evinden dışarı attı, içine girdi oturdu. Bu sefer de evin damı çökünce duvarlar yıkıldı ve altında kalıp bağırmaya başladı. Rüyasında gördüğü güneş batıyor, dünyası kararıyordu. Yıkıntının ortasında oturup, güneşin yerini tutacak bir ateş yaktı. Sonunda alevler büyüdü ve adamları yakmaya başladı.

Uyandırmak isteyenler arkadakilere sordular; niçin bu adama ateş verdin, diye. Arkadan bir ses: “Ateşi görüp uyanması gerektiğinin farkına varması için”, dedi. Alevlerin içinde terleyen adamı kâbus bastı. Alevler yaklaştıkça adamlar çırpınıyorlardı. Sonunda bir kısmı uyandıklarını gördü rüyasında. Diğerlerini de uyandırmak için faaliyete geçtiler. Alevlerin içinde, uyuyanlarla uyandıklarını görenler bağrışıp duruyorlardı kâbusa dönüşen rüyada: “Biz uyan­dık işte bakın, siz de uyanmalısınız” diye haykıranlarla homurdanıp yataklarında büsbütün kıvrılanlar aynı kâbusu paylaşıyorlardı aslında. Uyandırmak isteyenler de bunların başında durmuş habire davul ça­lıyorlardı, dürtükleyerek.

Bütün bu hengamenin içinde, adamlardan biri uyukladığı yatağın içinden esneyerek yavaşça doğruldu tek başına. Davul çalıp dürtükleyenlere gözü ilişti. Çevresine bakıp rüyasında gördüklerini anla­maya çalıştı. Davul çalanlar ona nasıl ayağa kalkacağını anlattılar. Ayağa kalkınca da uyuyanların nasıl dürtükleneceğini söylediler. Uyanan adamı birkaç adam daha takip etti. Davul sesini dikkatle dinlediklerinde, aslında ahenk içinde bir müziğin sesini duyduklarını farkettiler. Ortalıkta ne bir ateşin alevleri ne de kâbus çığlıkları vardı. Ama, ötede duran yataklar yine pislik içinde ve ortasında uyuklayanlar da yine homurtulu bir kâbus bunaltısında kıvranıyor­lardı.

---oOo---