PDF dosyası 142 Kb

 

Ramtha  ve  Benzerleri

 

Halûk Akçam

 

Ruhsal Evrim dergisi, sayı 19 – 1987 Kasım/Aralık

 

Okurlarımızdan sayın Dr. Güngör Eren, 24.6.87 tarihli mektubunda kişisel düşüncelerini bize iletirken, aslında önemli bir noktaya dikkatimizi çekmiş oldu. Toplumumuzda spiritüel konulara eğilim gösterenlerin büyük bir kesiminin ortak kanaatini dile getirmesi bakımından, sayın Eren'in mektubundan bir bölümü aynen aldım:

"Daha önce derginizin abonesi idim. Sonradan yazılarınızı çok soyut ve anlaşılması güç bulduğum için abone kaydımı yenilememiştim. Şimdi birkaç aydır (...) dergisinde Ramtha'nın görüşlerini içeren bir yazı dizisi devam etmektedir. Belki sizin yazılarınız daha devamlı ve temel bir bilgiyi gerektirdiği için anlaşılmıyor. Halbuki Ramtha'nın Knight adlı bir kadına reenkarne olarak bildirdiği görüşler çok net, anlaşılır tipte mesajlar veriyor... Sizden ricâm beni tekrar son sayınızdan itibaren abone kaydetmenizdir..."

Önce, "Ramtha" konusuyla ilgili bir açıklamayı kısaca nakledeyim: Türkiye'de sözkonusu derleme yazı dizisi yayınlanmadan çok önce, Knight adındaki "Ramtha" mûcidi hanım, ABD basınına bir itirafta bulunmak zorunda kalmıştı. Aslında, Ramtha kişiliğini kendisinin uydurduğunu ve bunu da ün kazanmak için yaptığını söylemişti. Sonradan, ifâdesini değiştirmeyi uygun görmüş olmalı ki, "insanlara gerçekleri duyurabilmek için görevli olduğunu ve Ramtha adını kullanarak daha etkili olacağını" düşündüğünden böyle bir mizansen yarattığını belirtti.

Ülkemizde Ramtha'yı tanıtan yazıları hazırlayan gazeteci arkadaşımız da bu açıklamaları okumuştur herhalde. Ama, okurlarına nasıl yansıtmış olduğunu bilemem. Ancak, dünya basınında bu konuyla ilgilenenler, bayan Knight'ın çelişkili itirafları karşısında lâyık olduğu hükmü verdiler. "İşte, ruhçuluğu savunanların bir sahtekârlığı daha ortaya çıkarıldı!" gibi başlıklar altında, bu alanda yapılmış ciddî çalışmaları da bir kalemde alaya alan sert tepkiler oldu.

Bayan Knight'ı böylesine bir mizansen uydurarak bazı fikirleri topluma empoze etmeye iten sebepler vardır mutlaka. Bugün dünyada hemen hemen herkesin, aklına ne gelirse bunu bir mitomani becerisiyle "bedensiz yüce varlık bilmem kim"in insanlara lûtfu olarak duyurma çabası dikkati çekmektedir. "Ramtha" olayı bunlardan sadece biri. Bu modaya kapılanların gönderdiği ilginç(!) iddialarla dolu bir yığın broşür, kitap, celse notlan, v.s. gibi yayınların bir süre yakın takipçisi olduğum için rahatlıkla söyleyebilirim ki, bütün dünyada bu sürükleniş içinde milyonlarca insan var.

Bizim toplumumuz da bu modaya ayak uydurmakta hiç zorluk çekmemiştir. Bilinmeyen olayları duyurmak iddiasıyla 120 hafta boyunca yayınlanmış ve ortalama haftalık tirajı otuzbin olmuş bir dergiye danışmanlık yaptığım sırada, ülkenin her yanından gelen yüzlerce ve birbirinden ilginç örneklerle karşılaşmıştım. Falanca uzaklıktaki galaksinin Dragon planetinden yayın yapan yüce Aragon prensinin bu dünyayı nura boğmak için seçtiği üstün insanlarla(!) sohbet etme lûtfuna bile mazhâr oldum. Bütün bu trajik vakaları anlatmak için artık ne benim sinirlerim müsait ne de bu derginin sayfaları.

Fakat, ortada bir gerçek var: Bu tür yayınlar veya kişilerden çıkan fikirler, çok çabuk bir biçimde bazı insanlar tarafından benimsenmektedir. Medikal psikolojiyi ilgilendiren bir tür "ruhen tatmin olma" motifi vardır bu benimseyişlerin temelinde. Ülkemizde henüz tam olarak uygulanamıyor, ama özellikle ekonomik yönden gelişmiş toplumlarda bu gibi bir faaliyeti kendisine ticaret olarak seçmiş büyük kuruluşlar var. Uzaylıların veya bedensiz yüce varlıkların seçtiği büyük önder diye ortaya sürdükleri bir şarlatanın peşine takılanları yavaş yavaş soyarak milyonlar kazanan şebekeler türemiştir.

Meselâ, Batı Almanya'da son yıllarda bir "guru" salgını başgöstermişti. Uzakdoğu'dan ipini koparan sürüyle baldırıçıplak, bu ülkeye gelip saf ve iyiniyetli binlerce insanı aydınlatmak bahanesiyle soyup sovana çevirdi. Ama, kısa zamanda Alman toplumu işin farkına vardı ve bu "guru"lara karşı üst düzeyde tedbirler alarak parazitlerden kurtuldular. Meditasyon, şuur uyandırma, ruhun aydınlanışı diye büyük sözler ederek bir toplumun saf ve genç insanlarını esrardan fuhuşa kadar binbir rezâlete sürükleyen bu sefil guruların mâcerâsında, bence Ramtha'nın sözlerinden daha yararlı mesajlar vardır. Hernekadar egomuzu okşayan süslü ve yağlı sözlerden oluşmasa da.

Maksadım ne Ramtha'yı karalamak, ne de sayın Eren'e ukalâlık etmek. Herkes herşeye gönlünce inanmakta ve doğru bildiği yolda gitmekte serbesttir. Ama, sonuçlarıyla karşılaşması da mukadderdir. Bugüne kadar benim edinmiş olduğum kanaat böyle. Bir örnek olsun diye söylüyorum: Herkes gibi benim de bir yığın zaafım var. Eğer günün birinde karşıma bedenli veya bedensiz bir varlık çıkar da beni en can alıcı yanımdan yakalayarak, büyük bir ustalıkla bazı fikirleri hoşuma gidecek bir biçimde bana empoze edebilirse, herhalde ben de o varlığın tesiri altında kalırım.

Anladığım kadarıyla, günümüzde insanların dikkat etmesi gereken şeylerden birisi de daima uyanık olmak. Bu belki de yıllardan beri herkes için geçerli bir kaidedir. Çünkü, takriben ikibin yıl önce Ortadoğu'da yaşamış bir adam da aynı şeyi söylemiş:

"Yalancı habercilerden sakının. Onlar size koyun postuna bürünüp gelirler ama içleri kapıp kaçan kurtlar gibidir. İnsanların dikenlerden üzüm veya incir topladıkları görülmüş şey midir? Öyleyse onları meyvalarından tanıyacaksınız. Sakın kimse sizi saptırmasın. Çünkü onların çoğu kurtarıcı benim diye gelerek birçok insanı saptıracaktır. Sahte kurtarıcılar ve sahte haberciler büyük hârikalar yaparak belki en seçkinleri bile saptıracaklardır. O halde uyanık durun, zira siz gün ve saati bilmezsiniz."

Lâfın kısası, "önüne çıkan her sarıklıyı baban zannetme" diye bir bektaşi deyimi vardır ya, işte öyle!

Uyanık olmak deyince, bazıları tarafından herşeyden her an şüphe etmek, hiçbir şeye inanmamak gibi devamlı kuşku içinde olmayı gerektiren bir hâl anlaşılıyor. Böylesine paranoyak bir davranış değildir uyanıklık. Günümüzde revaçta olan anlamıyla, kurnazlık edip fırsat kollamak da değil. Eskilerin "teyakkuz" diye bildikleri uyanıklığın târifi için birisi şöyle demiş: "Yılanlar gibi açıkgöz ve güvercinler kadar mâsum." Bir insanın aynı anda hem yılan gibi olması hem de güvercine benzeyebilmesi için, elbette ki üst düzeyde bir şuur faaliyeti göstermesi icâb eder. Bu düzeyi tutturamayanların ise, kimi zaman yılanlaştığını kimi zaman da güvercin gibi kolaylıkla ökseye tutulduğunu zaten her gün görüyoruz.

"Ramtha'ya veya Mamta'ya sakın ha kulak vermeyin. Onlar sizi yolunuzdan saptırır, iğvâya düşürür, cehennemlik olursunuz" demenin bir anlamı yoktur. Aksine, bana kalırsa herşeye açık olmak en iyisidir. Çünkü, hayat bize daima birşeyler öğretmektedir. Başkalarının yazdıkları veya söylediklerinden ise hiçbir şey öğrenilmez. Sadece etkilenirsiniz. Etkilendiğiniz ölçüde de fikirleriniz ve davranışlarınız bir parça değişir ve böyece hayatınızın akışında bir değişiklik olur. Öğrenme safhası ise ancak burada başlayacaktır. Yâni, hayatınızın akışı içinde karşılaştığınız yeni şartlar ve olaylardır size asıl mesajı veren. Yaşamadan hiçbirşeyi öğrenemezsiniz. Öyle olsaydı, hepimizi bir köşeye toplayıp, sabahtan akşama kadar başımızda dikilip nutuk atarak ve kitap ezberleterek bu işi kısa yoldan hallederlerdi.

Ama, böyle bir medrese değil burası. Onlar da vaktiyle başka bir mekân ve zamanda benzeri bir tekâmül aşamasından geçtikleri için, ne bayan Knight'ı ne de başka bir insanı kullanarak nutuk atmak veya ders ezberletmek gibi bir yolu seçmiyorlar. Kim bu "onlar" dediğimiz? Bize, yaşayarak tekâmül etme imkânını sağlayan, sessiz sedâsız ama son derece müessir olan kanun bekçileridir. Karşımıza çıkan her olayda, onların evrensel kanunları büyük bir ustalıkla işler hale getirdiğini belki sırası gelince hepimiz farkedeceğiz. Onlar ne öte âlemde, ne bulutların üstünde, ne de filanca galaksideler. Bu tariflerin hepsi insanın câhilce benzetme tutkusundan kaynaklanıyor.

Eskiden, sırası geldiğinde, değişik toplumlara aralarından seçtikleri bir insan vasıtasıyla gerekli hakikatleri duyurmuşlardır. Bu duyuruların içinde, kafası çalışanlar için her devirde geçerli yol gösterici örnekler vardır. Açık seçik anlatılmıştır. Zor bir durumda kalan herkes, bu vaktiyle duyurulmuş hakikatleri gözden geçirerek bocalamaktan kurtulabilir. Daha fazlasını isteyip "ben bunları anlamıyorum" diyenlere de, gerçekten bir çıkmaza düştüklerinde yardım edilmektedir. Çünkü, her dileyen alır, arayan bulur ve kapıyı çalana açılır. Ama, oturduğu yerden bir milim kıpırdamamakta inât edenlerin yaygarasına da kimse cevap vermez.

Şimdi, bu kadar lâf boşunadır zâten. Söylenecek ne varsa söylenmiştir. Bizim elimizden gelen, vaktiyle söylenmiş olanları evirip çevirip sanki yeni bir şeymiş gibi ortaya sürmek oluyor. Ölmüş insanlarla irtibat kuranlar da farklı bir sonuçla karşılaşamazlar. Bu hayatında ne ise, öldükten sonra da pek farklı birşey değildir insanlar. Bilgileri de fazla değişmez. Size öte âlemden anlatacakları da kendi yorumlarından ibârettir. İnsan kategorisinin dışındaki varlıklarla irtibat kurabilmek de zaten bu ilkel spiritüalist metodlarıyla mümkün olmaz. Kendisini, "olağandışı bir varlık, uzaylı bilmem kim, kâinatın efendisi" gibi sıfatlarla tanıtan bedensizlerin hepsi, ölmüş insan sınıfındandır. Üstelik, bu yakıştırma sıfatlara muhtaç oldukları için, seviyeleri de hiç kuşkusuz düşüktür. Muhtelif obsesyonlar, bu seviyeden varlıkların kurdukları irtibatlar ile meydana gelmektedir. Ama, bu varlıkların anlattıkları kimin egosunu okşuyor ise, o kişi anlatılan masala inanıp yüce filancanın peşinden seğirtecektir elbette. Her insanın zaafları vardır. Bu bir hatâ değil, içinde bulunduğumuz hâlin normal bir sonucudur. Ama, zaaflarını görmezlikten gelen veya onları bilmek istemeyen kişi gerçekten hatâ etmektedir.

Evrensel kanunlar değişmez ve yok olmaz. Yenilerinin icâd edildiğini zannetmek insanlara has bir yanılgıdır. Herkes, yaşayarak tekâmül etmekle yükümlüdür. Eskiden de bu böyleydi, şimdi de böyle, gelecekte de aynı olacak. Hiçkimse bir başkasını sürükleyerek bu yolda ilerletemez. Sonuna kadar gayret eden başarır. Komprime bilgi hapı yapıp insanlara yutturmanın imkânı da yoktur. Çünkü hap yutarak değil, yaşayarak tekâmül ediliyor. Buddha ölürken şöyle demiş: "Herkes kendi başının çaresine baksın!" Lâfı eveleyip gevelemenin mânâsı yoktur. İşte, soyut ve anlaşılması güç olmayan bir ifâde ile temel bilgiyi gerektirmeyen cevap bu. Ama, biz yine lâf ebeliği yapmaya devam edeceğiz. Anlayan anlar.

---oOo---