PDF dosyası 140 Kb

 

Kime Niçin Yazıyoruz?

 

Halûk Akçam

 

Ruhsal Evrim dergisi, sayı 12 – 1986 Eylül/Ekim

 

Tirajı az olan dergilerde daha önceden çıkan yazılarım bir kenara, 1978'de ilk defa magazin piyasasına girdiğimde, editöre sorduğum şey buydu: "Okuyucu kim ve bizim gayemiz ne?"

Tabii, aldığım cevaba göre; okuyucu "hoşça vakit geçirmek isteyenler" idi, yayımcı da para kazanma peşindeydi. Biz de iki tarafı memnun etmeye çalışan "yazar takımı"ndan sayılıyorduk.

Sekiz yıl içinde, yayımcıların niyetinde bir değişiklik olmadı sayılır. Ama, zaman geçtikçe şunu gördüm: Okuyucunun az da olsa belirli bir kesimi, "hoşça vakit geçirirken" birşeyler öğreten yazıları seçiyordu. Cinsel açlığı veya din bunalımını istismar yoluyla ortalığı kasıp kavuran kurnaz tiplerin dışında, bazı yayın kadroları da eğlendirirken eğiten magazine yöneldiler. Bu karşılıklı denetim sonunda, ortaya olumlu bir tablo çıktı. Artık, bu ülkede de modern anlamda magazin ve sürekli okuyucusu var.

Şimdi aynı aşamayı ruhsal konuları işleyen dergilerin yapması gerekiyor. Türkiye'de bu tür dergilerin sayısı çok az. Okuyucu oranı da diğer dergilere göre gayet düşük. Kırk yıla yakın bir geçmişi olan ruhsal araştırmalar alanında, yayınlanan dergi ve kitapların bu denli ilgisizlikle karşılandığı bir ülkede, okuyucu kitlesinin yok denecek kadar az oluşu bir yana, bu az sayıdaki okuyucunun suskunluğunu yorumlamak zordur.

Telefon hattının öbür ucunda birisi var. Sizi dinliyor. "Ruhsal konular" denilen çok geniş bir araştırma alanıyla ilgili herhangi bir konuşma yapıyorsunuz. Karşı taraftan ses gelmiyor. Bir dahaki sefere başka bir meseleyi ele alıp anlatıyorsunuz. Yine ses yok. Hat açık. Herhalde dinliyordur, diye düşünüyorsunuz. Bir, üç, beş, on... "Ruhsal konular" bitmiyor. Siz anlatıp duruyorsunuz. Hattın öbür ucundaki sessiz sedasız, ne anlatsanız dinliyor. Belki de dinliyormuş gibi yapıyor.

Eee, günün birinde sabrınız tükenir elbette. Anlatmayı kesip sorarsınız: Kardeşim, bunca yıldır telefon başındasın. Ben de, dinliyorsun diye kendime göre birşeyler anlatıp duruyorum. Bir gün olsun ağzını açıp tek kelime etmedin. En azından, bu alanda merak ettiğin bir şeyi söyle ki, biz de kendimize ona göre bir yön verelim.

Aslında, okuyucu genellikle pasif kalmayı tercih eder. Bir dergiyi alıp şöyle bir göz gezdirir. İlgisini çeken bir yazı varsa, onu okur. Gelecek sayıyı bekler. İlgisini çekmezse bir kenara atar ve bir daha da almaz.

Dergi yayıncısının asıl önem verdiği sürekli okuyucusudur. Belirli bir bilimsel alanda yayın yapan dergiler, zaten genellikle kazanç amacı gütmemektedir. Gayesi, o alanda okuyucuya bir enformasyonu iletmektir. Eğer derginin sürekli okuyucusu var ise, o alanda yayınına devam eder. Ama, gaye para kazanmak olmadığına göre, eğer okuyucu o dergiyi yönlendirmez ise, yazılan yazılar günün birinde yazarların kendi heveslerini tatmin etmek için bastırıp dağıttıkları karalamalara dönüşebilir.

Beş yıl öncesine kadar, yine "ruhsal konular"ı işleyen bir başka dergide sürekli yazılarım yayınlanıyordu. Her sayı çıktığında, okuyuculardan rastladığıma soruyordum: Nasıl buluyorsunuz, ilginizi çekiyor mu, bu konuda fikriniz nedir, söylemek istediğiniz var mı, diye. Karşılığında hep yuvarlak ve beni hiç de tatmin etmeyen cevaplar alıyordum. "Haa, evet. Çok güzel. İlginç. Devam edin. Üstadım, derin bilginize hayranız..." Daha sonra, yazdıklarımla ilgili şeyler sormaya başladım. Hayret, bir tek kişi bile çıkmadı, konuyu anlamış olan. İlgisini çekmiş olsa, bir ortaokul öğrencisinin bile anlayabileceği düzeydeki "Doğu ve Batı Tradisyonunda Hermetizm" adlı yazı dizisini yarıda kesip bırakmak zorunda kalmazdım. Mesele, zekâ yetersizliği değildi elbette ki. Okuyucu o konuyla ilgilenmiyordu, anlaşılan.

Derginin tirajı ise bu arada hiç değişmemişti. İnsan durup düşünüyor: Yazsam ne olur, yazmasam ne olacak? Şimdi, beş yıldan beridir bu elinizdeki dergide yine "ruhsal konular" ile ilgili yazılarım yayınlanıyor. Entellektüel açıdan daha üst seviyedeki bir okuyucu kitlesine hitâb ettiğimi zannediyorum. Keza, diğer yazar arkadaşlar da aynı fikirdedir. Ancak, şimdiye kadar bir konuyla ilgili olarak, mesleği hekimlik olan bir okur dışında kimseden herhangi bir reaksiyon gelmedi.

Aynı türden yazıları batı ülkelerindeki çeşitli araştırma gruplarına veya kişilere de gönderdiğim oluyor. Karşılığında mutlaka bir görüş, bir fikir belirten cevaplar geliyor. Bu arada, "Aman ne ilginç. Üstadım, size hayranız." gibi benim için hiçbir değeri olmayan yuvarlak sözlerle iki satır karalayanlara da bir daha yazı göndermiyorum.

"Ruhsal konular, spiritüel bilgiler, insanın iç dünyasını aydınlatıcı sözler" gibi tanımlamalarla çevrelenmiş bir araştırma ve inceleme alanı içinde, her şey insanın ruhsal evrimini ilgilendirebilir. Ortaçağda mistik düşünce akımıyla şahlanarak insanlığa yepyeni ufuklar açmış bir öğretiyi araştırmak isteyen de çıkabilir, Lafontaine'in masallarından bir yoruma ulaşmak isteyen de olabilir. İkisi de ruhsal aydınlanmaya götüren bir hamledir. Ama, aynı dergi içinde ikisini yan yana verdiğinizde, okuyucudan yine bir ses çıkmazsa, o zaman ciddi bir sorun var demektir.

Şimdi, sayısı az da olsa, değerine inandığım okuyucuya bir sorum olacak: Ruhsal evrim konusunda bilmek, öğrenmek, duymak istediğiniz birşeyler var ki bu dergiyi sürekli alıyorsunuz. Biz de kendimize göre yazıp çiziyoruz. Ola ki bir kısmınız yazılanlara aldırmıyor, dergiyi rafa koyup karşıdan bakıyor. Bir kısmınız da içinde yazılanları okuyor. Eğer var ise, dergi toplamaktan hoşlananlara zaten diyeceğimiz yok. Okuyucu olanlar da belki iki gruba ayrılabilir: Bir kısmı sadece okuyup geçiyordur. Diğerleri de okuduklarını kendilerine göre anlamaya ve yorumlamaya çalışıyorlardır. İşte, bizi asıl ilgilendiren okuyucu, bu gruba dahil olanlar. Sorularım da onlara yönelik:

·       Dergide yazılanlar içinde ilginizi çekenler hangileri?

·       İlgilenmediğiniz yazılar hangileri?

·       Bu derginin araştırma alanı içinde, yayınlanmasını istediğiniz konular nelerdir?

·       Anlatım dili ve biçimi açısından hangi yazı türünden hoşlanıyorsunuz?

Bu sorulara cevap verme zahmetine katlananlar, bize daha çok yardımcı olmak isterlerse, kendileriyle ilgili aşağıdaki bilgileri de lütfen iletsinler:

·       Doğum yılınız, cinsiyetiniz, eğitim durumunuz, mesleğiniz.

·       Sürekli okuduğunuz yerli veya yabancı gazete, dergi, bültenler.

·       Bildiğiniz yabancı dil, mesleğiniz dışındaki uğraşı alanınız.

·       Eğer varsa, ruhsal konularla ilgili okuduğunuz kitapların isimleri.

Göndereceğiniz bilgilere göre bu dergiye bir yön vermiş olacaksınız. Aksi takdirde, yazı kadrosu eskiden olduğu gibi kendi çizgisinde yayınına devam edecektir. Araştırma grubunun gayesi, okuyucuya kendi çalışmalarını kısmen duyurmaktır. Sizden gelecek cevaplara göre, okuyucunun istediği bilinirse, sanırım daha faydalı bir iş yapılmış olur. Yoksa, bu yayının pek bir değeri kalmaz. Bu bakımdan, üşenmeyin ve yazın. Posta adresini kapak içinde bulabilirsiniz.

Cevaplarınızı bekliyoruz.

---oOo---

 

34 yaşındayken yazdığım bu çağırıya, yirmi sene sonra yine kendim yanıt vereyim dedim: "Suratına bakan yüz kişinin önünde bir söz söylersin. Bunu belki on kişi dinler. Bu on kişiden sadece biri anlasa bile, inan ki gayretin boşa gitmemiştir. Ama, tek bir kişi bile anlamamışsa, o zaman senin o konuşmayı yapmana hiç gerek yoktur. İşte, ârif olan adam, konuşmasına başlamadan önce o toplulukta kaç kişinin kendisini anlayabileceğini önceden bilendir."