PDF dosyası 1.09 Mb

HERMETİZM

 

M. Halûk  AKÇAM
Ruh ve Madde dergisi, sayı 241-254 – 1980 Şubat – 1981 Mart

 

6. Kısım

 

Yoga’nın Esasları

Laya-Yoga ve Kundalini-Yoga, insan be­deninin süptil kısımları üzerinde yapılan çalışmalara yöneliktir. Yine bir hindlinin söy­lediği gibi: “İnsan sadece gölgesi olan bir şey değildir.” Halbuki, akademistler insanı yalnız fizik bedenin bir sonucu olarak gör­meye alıştıklarından, onun “gölgesini” oluş­turan tarafını incelemek zorunda kalmışlardır. Bhagavad-gita'ya göre, insanın benliği­ni örten üç “elbisesi” vardır: Akıl bedeni, his bedeni ve fizik bedeni. Bu üç elbiseyi kullanmasını bilen kişi, “babasının” evine dönmeyi becerirmiş, o kitaba göre.

Fizik beden üzerinde bu üçlü ayırımı şu şekilde belirtmek mümkündür: Karın, göğüs ve kafa. Karın bölgesi karaciğer ile, göğüs bölgesi kalp ile, kafa bölgesi beyin ile be­lirlenir. Bu bölgelerin fizyolojisini bilen kişi, üç bedenin nasıl çalıştığını da benzetme yo­luyla anlayabilir. Her üç bölgeyi birbirine bağ­layan da belkemiği olmaktadır. Kafatası için­deki beyin, hipofiz ve pineal bezleri ile bir­likte diğer iki bölgeye omurilik vasıtasıyla hakim durumdadır. Aralarındaki diafragma ile ayrılmış bulunan göğüs ve karın bölgesi de karşılıklı olarak birbirini etkileyen bir çalış­ma şekline sahiptir.

Göğüs bölgesinde akci­ğerler ve kalp, karın bölgesinde de karaci­ğer, mide, pankreas, dalak, barsaklar, böb­rekler, mesane ve en altta da cinsel organ­lar bulunur. Bu bölgelerin anatomi ve fizyolo­jisini iyice öğrenmek ve beyin-omurilik sis­temini detaylı olarak bilmek, Laya-Yoga ile uğraşacak bir kimse için son derece önem­lidir. Konuyu fazla uzatmamak için, okuyucu­nun bu sahadaki tıbbî el kitaplarına müracaat etmesini rica ederim.

Bütün bu üç bölgeyi birleştiren belkemi­ği, otuzüç vertebradan oluşur ve içinden geçen omuriliği korur. Kafatası, bu belkemiğinin üstüne yerleşmiş olarak, içindeki beyin kompleksini belkemiğindeki omurilikle irtibat ku­racak biçimde muhafaza eder. Bedene dağılan bütün sinirler de bu beyin-omurilik siste­minden çıkmaktadır. Otuzüç kemikten oluşan belkemiğine karşın, kafatası yirmiiki kemik­ten ibarettir.

Göğüs bölgesinde, akciğerler nefes ile, kalp kan ile ilgili faaliyeti yürütür. Karın bölgesinde ise, sindirim ve boşaltım işleri ya­pılmaktadır. Nefes ile alınan “Prana”nın kana intikali göğüs bölgesinde meydana gelir ve bunun neticesi de karın bölgesinde ortaya çıkar. Bu kompleks yapıyı burada üç-beş ke­limeyle özetlemek imkansızdır. Dolayısıyla, sa­dece Prana konusuna temas etmek istiyo­rum.

“Prana”, canlıyı cansızdan ayıran hayat prensibidir, veya hayat nefesidir. Kelimenin kökü “-an” (teneffüs etmek) olarak beş şekilde ortaya çıkar: “Prana”, ağız ve burun yoluyla teneffüs. “Apana”, alınan nefesin aşağıya inişi. “Samana”, nefesin göbek merkezi etrafında dolanışı. “Udana”, gırtlaktan yükselerek başa çıkışı. “Vyana”, oradan bütün vücuda yayılışı. Bu nefes kavramını Semitik tariflerde de sık sık görmek mümkündür: Adem'in burnundan üflenen hayat nefesi gibi.

İnsanın üç bedenden oluştuğu düşünül­müştür: “Karana-sarira”, mental beden. “Linga-sarira”, astral beden. “Jiva-sarira”, et beden. Bu üç beden veya form, ait oldukları mental, astral ve fizik ortamlara uyum gös­terecek özelliktedir. Mental bedenin ötesinde daha süptil bedenler de vardır. Astral be­den ile fizik beden arasında da Prana'nın iş­leyişini mümkün kılan bir eterik beden bu­lunmaktadır.

Eterik beden, aynen fizik bedene benzer. Fakat, fizik ortamın daha süptil maddelerinden oluşmuştur. Fizik bedendeki sinir sistemini meydana getiren beyin-omurilik sistemi ile sinirler, eterik bedende “Çakra”lar ve “Nadi”ler ile tamamlanır. Prana, Nadi ismi verilen kanallarda dolaşarak, Çakra denilen merkezlerde yoğunlaşır. Astral beden, bütün hislerin dalgalandığı âleme uyum gösterme­mizi sağlamaktadır. Mental beden de düşün­celerin dalgalandığı âleme bizi intibak etti­rir.

Prana'nın Nadi’ler vasıtasıyla dolaşması ve Çakra’larda yoğunlaşarak bir girdap oluşturmasından eterik bedenin etrafında bir hale meydana gelir. “Aura” denilen bu hale, astral ve mental bedenlerin özelliğine göre çevreye doğru ışıyan bir durumdadır. Çeşitli somatik ve psişik dengesizliklerde bu auranın karak­terinde değişimler meydana gelir. Bu deği­şimler aynı zamanda belirli bazı Nadi'ler veya Çakra'larda Prana'nın tam olarak faaliyet gös­teremediğine işarettir.

“Çakra” kelimesi “tekerlek” veya “çark” anla­mına gelir. Dönen, devreden bir girdap gibi düşünülmüştür. Prana'nın yoğunlaştığı ve transforme edilerek daha süptil bedenlere iletildiği merkezlerdir. Ana Çakralar, belkemi­ği doğrultusunda sıralanmış olup, kuyruk sokumundan başın üstüne kadar olan kısımda yedi tanedir. İnsan bedenini kesip biçerek bu çakraları bulmak mümkün değildir. Zira süptil bedene ait ve süptil bir yoğunluktadırlar. Aşağıda vereceğimiz tarifler, fizik bede­ne uyum gösterecek biçimdedir. Mamafih, ay­nı yerde fizik bedene ait bir sinir ağı ile karşılaşmak, bu uyumun neticesi sayılmalıdır. Aşağıdaki açıklamayı şekilden takip ediniz:

Çakralar

 

Muladâra Çakra: (Kök - dayanak çarkı) Kırmızı renkdedir. Dört sesin titreşimine uyar. Toprak unsuruna hitab eder. Mantrası “Lam”dır. Prostat veya rahmin altındaki bölgeye isabet eder.

Svadiştâna Çakra: (Haz çarkı) Zincefr rengindedir. Altı sesin titreşimine uyar. Su unsuruna hitab eder. Mantrası “Vam”dır. Sakral ve lumbal pleksüslerin ortasına isabet eder.

Manipura Çakra: (Kıymetli taş çarkı) Mavi renkdedir. On sesin titreşimine uyar. Ateş unsuruna hitab eder. Mantrası “Ram”dır. Diafragmanın altındaki solar pleksüse isa­bet eder.

Anahata Çakra: (Ayrılma çarkı) Altın rengindedir. Oniki sesin titreşimine uyar. Hava unsuruna hitab eder. Mantrası “Yam”dır. İki kürek kemiğinin ortasındaki kardiak pleksüsüne isabet eder.

Visuddâ Çakra: (Safiyet çarkı) Dumanlı erguvanî rengindedir. Onaltı sesin titreşimine uyar. Ether unsuruna hitab eder. Mantrası “Ham”dır. Ense kökü ile boğaz kısmına isabet eder.

Ajna Çakra: (Hakimiyet çarkı) Beyaz renktedir. İki sesin titreşimine uyar. Mantrası “Om”dur. İki kaş arasındaki bölgeden içeriye doğru beynin ortasına isabet eder. Üçüncü göz dedikleri yer budur.

Sahasrara Çakra: (Sonsuzluk çarkı) Billûrîdir. Bütün seslerin titreşimine uyar. Mantrası sessiz “Mm” olarak bilinir. Başın tepesinden dört parmak yukarıya isabet eder.

Bu çakralara ait renkler astral vizyonlarda görülür. Sesler de elli Sanskrit harfine ait titreşimlerdir. Mantralar belirli bir usule göre kullanılır. Bütün bu özellikler ve diğer karakterler, sembollerle bezenmiş “Yantra”lar halinde, Yogi'ler tarafından kullanılmaktadır. “Yantra”, belirli bir formüle göre hazırlanmış ve çeşitli sembollerden oluşan diagramlara denir. “Mantra”, belirli bir formüle göre tan­zim edilmiş kelimelerin veya hecelerin te­laffuz ediliş şekline denir. Belirli bir gücün ses ile ifadesi “Mantra”, yazı ile ifadesi de “Yantra” olmaktadır. Bu bakımdan, Yantra'da dai­ma geometrik şekiller ve semboller vardır. “Mandala”, içinde resim ve tasvir bulundurma­sıyla, Yantra'dan farklıdır. Mantra ve Yantra majik operasyonlarda kullanılır. Mandala ise yalnız meditasyon için gereklidir.

Burada anlatmış olduğumuz yedi çakradan başka muhtelif çakralar da vardır. Bunla­rın bir kısmı dikey olarak başın üstündeki Sahasrara'nın ötesinde yer alır ve fizik be­dene göre tarif edilmesi mümkün değildir. Zira, çok süptil tesirlerin yoğunlaştığı bölge­lerdir. Diğer bir kısmı ise, fizik bedenin çe­şitli kısımlarına tekabül edecek yerlerdedir. Fakat, bunların önemi diğerlerine oranla çok azdır. Bunlardan bazıları tam olarak Çakra özelliği taşımaz ve Nadi'leri birleştiren “Bindu” (nokta) çeşitlerindendir.

Nadi'ler fizik bedendeki nöronlar, yâni sinir lifleri gibidir. Eterik bedende Prana'nın akışını temin eden kanallardır. “Nadi”, kelime olarak “su kanalı” anlamını taşır. Bu kanalların sayısı, Tantrik öğretiye göre 350 bin civarın­dadır. İçlerinden ondördü ana kanal sayılır. En önemlileri ise üç tanedir: “İda”, “Pingala” ve “Susumna”. Susumna, omurilik doğrultusundaki esas kanaldır. Bunun üzerinde, az önce bahset­tiğimiz ilk altı Çakra yer alır. Susumna'nın so­lunda İda kanalı, sağında da Pingala kanalı paralel olarak yükselir. Bu üç kanal için şek­le bakınız.

 

Nadi Sistemi

 

Şekilde, İda ve Pingala'nın Çakraların et­rafında dolanarak yükseldiği görülmektedir. Bu şemanın anatomik bir resim olmaktan ziyade tasviri olduğunu unutmamak gerekir. Esasında, süptil bedene ait olan bu sistemin teş­hisi Yoga metoduyla olmaktadır ve çizilen şekle nisbetle çok daha karmaşıktır. Burada basite icra ederek bir fikir versin diye şe­matik bir şekle sokuldu.

Bu kanallarda akan şey Prana, yâni “ha­yat enerjisi”dir. Prana'yı kontrol edebilmek için teneffüse hakim olmak gerekir. Fakat, ne­fes yoluyla alınan şey Prana değildir. Nefes yoluyla ancak havayı ciğerlerimize çekeriz ve veririz. Bu havanın kafatası içindeki boşluklarda yarattığı sirkülasyon, Prana'nın Ajna Çakrasında iki unsura ayrılmasını ve nefesin içeriye çekilmesi de Prana'nın iki Nadi vasıtasıyla aşağıya inmesini sağlamaktadır. Kısaca, nefes alıp vererek Prana'nın süptil bedene intikalini temin etmiş oluruz. Yoksa, teneffüs yoluyla içimize Prana girmez, giren şey sadece havadır. Bu olayı bir çeşit indüksiyon olarak düşünmek mümkündür.

 

(Not: Burada Prana ile ilgili açıklamaların detayları ve bunlara ilişkin resimler yer alıyordu. Dergi yöneticileri bunları atmışlar ve kendi akıllarına göre saçma-sapan uydurma birşeyler yazmışlar. Dergi basıldıldığında, yazıma eklenen bu zırvalıkları gördüm ve sebebini sordum. Yanlışlık olmuş, dediler. Sonra da, bu bölüm kayboldu, dediler. Bana ait olmayan kısmı buraya almadım.)

 

... Böylelikle, İda ve Pingala kanallarında dengesiz olarak Muladâra Çakrasına kadar gelir. Bu geliş esnasında diğer Çakraların içinden geçerken, Çakraların ilgili olduğu özellikler çok az uyarılır ve kişi bu uyarının cinsine göre fizik bedeninde bir değişiklik ve hissi dengesinde bir dalgalanma duyar. Ancak, bu değişimler o kadar küçük olmaktadır ki, adetâ bu insanın rölantide çalışır bir durumda olduğunu söyleyebiliriz. Za­ten, günlük hayatın içinde herkes bu haldedir. Aynca, dış dünyadan gelen tesirler eğer bu kişide şiddetli bir hissî dalgalanma veya şok meydana getirirse, uyuşuk bir halde duran çakraların herhangi birinde tıkanma ve­ya sıkışma olur. Bunun neticesi de fizik bedende o çakranın ilgili olduğu kısımda görü­len hastalık belirtisidir.

Hissi şokların sayısı arttıkça, Çakralar büsbütün çalışamaz olur ve Nadi'lerde daralmalar meydana gelir. Bunun sonunda, Prana'nın akışı bazı bölgelerde tıka­nır ve süptil bedenin o kısımları enerjiden yoksun kalır veya biriken enerji istenmedik yerlerde yoğunlaşır. Bu dengesiz hâl derhal fizik bedene intikal ederek çeşitli ruhsal ve bedensel  hastalıkların ortaya çıkmasını sağlar. Aynı biçimde, fizik bedene giren zararlı bir madde, kimyasal veya fiziksel yoldan tah­ribat meydana getirerek, bir çeşit feed-back oluşur ve Çakralar arızalanır.

Yoga tatbikatının ilk iki aşamasını başarabilen bir kimse, önce kendisine bir “Asana” seçer. “Asana”, fizik bedenin hangi şekilde du­racağını gösterir. Bu duruşda dikkat edilecek nokta, Çakraların durumudur. En elverişlisi, Muladâra Çakrasının yere tam olarak temas etmesini sağlayıp, diğerlerinin dikey bir şekilde sıralanmasını temin etmektir. Bunun için perine bölgesi, yâni leğen kemiğinin ön iki ucu ile kuyruk sokumu arasında kalan üçgen bölge yere tam olarak temas eder. Sonra, bağdaş kurma şeklinde, sol ayak topuğu sağ kasığa, sağ ayak topuğu sol kasığa yerleşti­rilir. Bu sayede, Muladâra'dan aşağı inen Nadi’ler kapalı bir devre oluşturur. Dik dur­mak suretiyle de Susumna'nın serbest çalış­ması temin edilir. Bağdaş kurmak şart değildir. Mühim olan, aşağı Nadi’lerin açılan uçları Muladâra'ya değmiş olsun. Kolların durumu da seçilen “Mudra”ya göre belirlenir. “Mudra”, ellerin almış olduğu şekildir.

Asana'yı sağladıktan sonra, “Pranayama”ya geçilir. “Pranayama”, teneffüsü ritmik bir hale getirip Prana'yı kontrol etmeye yarar. Ritmik teneffüs başlangıçta 1:4:2 temposuyla yapılır. Yâni, bir ölçüde nefes alınır, dört ölçüde tutulur, iki ölçüde dışa verilir. Öncele­ri, nefesi verdikten sonra duraksamadan al­mak iyi olur. Zamanla, nefes alış ölçüsü art­tırılır ve bu ölçüye oranla diğerleri de artar. Ölçü dört misline çıkınca, nefes verdikten sonra bir ölçü durmak ve sonra tekrar al­maya başlamak gerekir. Bu teknik, sanıldığı kadar basit değildir. Ayrıca, sağ ve sol burun delikleri sırayla tıkanarak bu işlem yapılır. Bu sayede İda ve Pingala'daki Prana akışı düzenlenmiş olur. Pranayama mekanik olarak yapılırsa pek fazla bir değişiklik olmaz. Aynı zamanda süptil beden üzerinde konsantrasyon da gereklidir.

İda ve Pingala kanallarında Prana'nın akışı düzenli bir hale geldikten sonra, sıra “Kundalini”nin uyarılmasına gelir. “Kundalini”, her insanda var olan gizli enerjidir, ruhsal kudrettir. Normal olarak, bu enerji âtıl haldedir, uyur durumdadır. Sembolik olarak, çöreklenmiş duran bir yılana benzetirler. Yattığı yer, en alttaki Muladâra Çakrasının tabanıdır (Kan­da).

Ajna Çakra Sirkülasyonu

 

Asana ve Pranayama devam ederken, Yogi aldığı nefesi tutma süresini diğerlerine oranla gitgide uzatır. Bu işlem, Prana'nın Muladâra üzerinde birikmesine ve bu çakranın tabanında iki ayrı kanaldan gelerek yoğunlaşmasına sebep olur. Bu birikim arttıkça, Yogi Kundalini'nin kıpırdadığını hisseder. Bu safhada “Pratyahara” aşaması uygulanır. Dış dünya ile bütün irtibat kesilir ve Ajna Çakrasında İda ve Pingala kanallarına giren Prana'nın eşit ölçüde olması temin edilir. Ajna Çakra sirkü­lasyonu bunu sağlar. Eşit ölçüde iki kanaldan aşağıya inen Prana, “Apana” karakterine bürü­nerek Muladâra Çakrasının tabanında karşıla­şır ve bu kinetiğin yarattığı potansiyel, Kun­dalini'nin uyanmasına sebep olur.

Kundalini Hareketi

 

Kundalini'nin uyanması, bir çeşit zincirleme atomik reaksiyon tarzındadır. Kontrol altında tutulmazsa, süptil bedene büyük zarar verir. Kontrol edildiği takdirde, Susumna'nın alt ucundaki engelleri aşarak, Çakralara doğru yükselir. Bu engelleri iptidai insanın değer yargıları olarak niteleyebiliriz. Değer yargıla­rı şuuraltı baskıları ile uyumsuzluk yaratıyorsa, Susumna'nın alt ucu tıkalı sayılır. Bu durumda, uyarılan Kundalini rastgele bir çıkış noktası yaratarak süptil bir patlamaya yol açar. Bunun en belirgin neticesi de ya bir organın bozulması, ya da hissi bir bunalımın ortaya çıkmasıdır.

“Pratyahara”, bu iç dengesini temin etme aşamasıdır. Değer yargıları ile dürtüleri arasında denge kuramayan kişi bunu yapamaz. Eğer bu denge kurulmuşsa, Kundalini'yi kontrol altına almak mümkündür. Yogi bu anda teneffüsünü en azına indirir ve adeta nefes borusunu tıkamışçasına tam bir sükunet için­de “Savasana” duruşuna geçer. “Savasana”, ce­set gibi olmaktır. Nabız ve nefes duyulma­yacak kadar azalmıştır, beden ısısı düşer. Bu durumda Yogi, “Dârana” aşamasına geçer ve bütün zihni durulmuş bir halde dikkatini Kundalini üzerinde toplar. Sonra, “Dîana” aşama­sında Kundalini enerjisini belirli bir Çakrasında yoğunlaştırarak “Samadî” halinde kalır. Samadî halinde, Kundalini enerjisi o Çakrada belirli bir operasyonu gerçekleştirmek için bir çeşit yakıt vazifesi görmektedir. Bu operasyo­nu idare eden şey, Yogi'nin o anki üstün şuurudur.

Kundalini'nin ilerleyişini ani bir sıcaklık dalgasının belkemiği boyunca yükselmesi şeklinde hissetmek mümkündür. Bu sıcaklık yükseldikçe, isabet eden Çakranın özelliklerinde bir “aydınlanma” olur. Süreyi uzatmak, Yogi’nin kabiliyetine bağlıdır. Bir müddet sonra, tekrardan hızla geriye kaçar ve yuvasına gizlenir. Bu işlemi Sahasrara Çakrasına kadar ilerletebilen Yogi, asıl Samadî haline girer. Fakat bu durumu yaratmak çok zordur ve nâdir kişilerde ancak görülmüştür.

Kundalini'yi uyararak birçok “Siddhi”lere sahip olmak mümkündür. Bu “Siddhi”ler, Yogi'nin sahip olduğu kudretlerdir. Tamamen bu alanda çalışan Yogi’lere “Siddha”; yâni, majisyen derler. Patanjali der ki: “Bu majik güçlere sahip olmak için kişi ya eski hayatlarında yetenek kazanmış olmalı, ya bazı kim­yevi maddeleri kullanmalı, ya bazı mantraları tatbik etmeli, ya inzivaya çekilip ibadete dalmalı, yahut da Raja-Yoga usulüne göre meditasyon yapmalıdır.” Bunlara ilaveten, bir kı­sım Tantrika'ların (Vama-kara) ritüellerini de majik güçler sağlayan metodlar arasında sa­yabiliriz.

Tantra-Yoga hakkında, Tibet kısmında anlattıklarımızın dışında bir malûmat vermek yersizdir. Kundalini ile ilgili olan çalışmalarda şarap, et, balık, kavrulmuş hububat ve cinsel birleşme kullanıldığından batı âleminde çok istismar edildi. “Maithuna” (cinsel birleşme) ile ilgili “Vama-marga” ritleri (Çakra-puja, v.s. gibi) ancak Tantra'ları anlayabilenler tarafından kullanılmalıdır.

Son olarak, “Mantra” konusuna da temas etmemiz gerekir. Mantra, bir veya birkaç heceden oluşan ses tarzında ortaya çıkar. Bu ses Yogi tarafından çıkarıldığında, Mantra’nın ilgili olduğu güç, operatif anlamda kullanılıyor demektir. Bir ağaca sahip olmak isterseniz, o ağacın tohumunu toprağa ekmeniz gerekir. Eğer bir güce sahip olmak istiyorsanız, o gücün tohumu olan Mantra’yı kullanırsınız. Ekilecek toprak, insanın kendisidir veya kainatın kendisidir. Hangi tohumun ne­reye ekileceğini bilmek lâzım. Nasıl ekileceğini de, niçin ekileceğini de. İslâmî gayb ilmi ile uğraşanların kullandıkları “Esma-ül-hüsn┠için geçerli olan kanunlar aynen bura­da da vardır. Bunları bilmedikçe, rastgele bir hece seçip tekrarlamanın hiçbir anlamı olmaz. “Meditasyon yapıyoruz” diyenlerin çoğu bazı Mantra’ları tekrarlarlar. Meselâ, “Om” (veya “Aum”) hecesinin (bija-mantra) nerede, niçin ve nasıl kullandığını bilmeyen birisi isterse yüzbin defa tekrarlasın, hiçbir netice alamaz.

Mantra'lar genellikle Mudra'larla birlikte belirli bir Asana seçilerek yapılan Nyasa ritlerinde kullanılır. Mudra'lar, ellerin almış olduğu biçimi belirler. Yapılacak operasyona göre gerekli duruşu (asana) tesbit eden Yogi, ellerinden çıkan tesirleri kullanılır hale getirmek için, Nadi'lerin özelliğine göre bir sembolü eliyle tesbit eder. Bu durumda kullanı­lacak parmak, bedenin ilgili bölgesine temas ettirilir ve Mantra telaffuz edilir. Nyasa ritleri, herhangi bir cismi veya bedeni veya bir or­ganı belirli bir güçle şarj etmek veya parazit tesirleri temizlemek için yapılır.

Nefes kontrolü nasıl Prana'yı kontrol etmeye yarıyorsa, Mantra'nın telaffuzu da ilgili gücün maksatlı olarak kullanılmasına yara­maktadır. Asana ve Mudra'lar; yâni, bedenin ve ellerin almış olduğu şekil, gerek Prana'nın gerekse o gücün kolaylıkla iletilmesini te­min etmek içindir.

Görüldüğü gibi, Yoga öğ­retisine hangi açıdan bakarsanız bakın, de­koratif maksatla lüzumsuz herhangi bir şeyin öğretildiğini göremezsiniz. Yapılan her şeyde, belirli bir gaye seçilmiştir ve fuzûlî teferru­ata yer verilmez. Mamafih, isteyen yine bu teknikte kullanılan Asana’ları, Mudra’ları, Mantra’ları, vs.yi kendine süs olarak seçip hayal dünyasına dalabilir, veya etrafa gösteriş ya­pabilir. Bu, kişinin kendi bileceği bir iştir.

--- Altıncı Kısmın Sonu ---