PDF dosyası 1.28 Mb

HERMETİZM

 

M. Halûk  AKÇAM
Ruh ve Madde dergisi, sayı 241-254 – 1980 Şubat – 1981 Mart

 

2. Kısım

 

Çin

M.Ö. 213 yılında, Li Szu ismindeki şeriatçı devlet adamı zamanın imparatoru olan Shih Huang Ti ile başbaşa verip, Çin'in bütünlüğünü korumak için, teknik el-kitapları dışında memlekette ne kadar fi­kir eseri varsa yakıp yoketmiş. Bu karara karşı çıkıp eski eserleri saklamaya çalışan beşyüze yakın ilim adamını da yine Çin'in selameti uğruna öldürüvermişler. Li Szu ölümsüz imparatoruna yazdığı muhtırasın­da bu meseleyi öylesine dramatik bir üslupla anlatmaktadır ki; sanki yakılan ki­taplar şeytanlar tarafından yazılmış, sak­layanlar da insanlık düşmanı canavarlar!

Çin sülalesi zamanında siyasî açıdan gerçek ilk Çin imparatorluğu kurulmuştu. Zaten bugünkü ismini de o sülaleden al­maktadır. Ancak, bu imparatorluk kuru­lurken az önce belirttiğimiz gibi geçmişi ile olan bağlantısını silmek için inanılmaz bir gayret göstermiştir. Ardından gelen Han sülalesi bu stratejinin garabetini fark edince, eski eserleri yeniden toparlamaya çalışmışlar. Fakat artık ortada toparlana­cak birşey kalmamıştı. Hafızalarda kalanlar ise Konfuçius'un öğretisinden oldukça etkilenmiş bazı eski metinlerdi. Bunların derlenmesi ile oluşturulan kitaplarda bu etki açıkça görülmektedir. Böylelikle, Li Szu efendinin devreye sokulması sonunda, insanlık açısından önem taşıyan bir başka ortam meydana gelmiş oldu. Konfuçius hermetik bilginin özüne varamamış bir filozoftur. Bu yüzden, yeniden derlenen eski metinlerde, kalın bir tabaka oluştur­muş. Konfuçius etkisini silemedikçe, anla­tılmak istenilenin özüne varabilmek imkansızdır.

Kitaplar yakılana kadar Çin'de yüz tane öğretinin olduğundan bahsedilmektedir. Bunların hepsini anlatmaya imkân yok. Buddha'nın öğretisini Hindistan kay­naklı olduğundan daha ilerde ele alacağız. Çin'in özünden doğan öğretilerin içinde al­tısı önem taşımaktadır. Bunların en önem­lisi olarak Konfuçius'unkini öne sürmek adet halini almıştır. Mo Ti'nin öğretisi bi­raz gölgede kalır. Mantık ve dialektiğe önem verenler ayrı bir grubu oluşturur. Şeriatçılar ise oldukça yenidir. Bizim için önemli olan Tao öğretisi ve Yin-Yang ekolü ise, menşei bilinmeyecek kadar eski­lere dayanmaktadır.

Hernekadar hermetik bir tarafı olmasa da Konfuçius'un öğretisinden bahsetmek gerek, zira diğer öğretileri yorumlayanlar üzerindeki etkisi büyüktür. Asıl ismi Kung Fu-Tzu (Üstad Kung) olan bu filozof M.Ö. 551-479 arasında yaşamış. Kendisi yazılı bir eser bırakmamıştır. Talebelerinin der­lemelerinden felsefesinin özünü şöyle oku­yoruz: “Fazilet, insanları sevmektir. Bil­gi, insanları anlamaktır. Gerçekten fazilet sahibi biri eğer kendisini kabul ettirmek istiyorsa, başkalarını anlamaya çalışmalıdır. Başarıya ulaşmak istiyorsa, başkaları­nın başarıya uğraşması için gayret göster­melidir. Gerçekten faziletli olmanın yolu, insanın kalben başkalarına karşı iyi dav­ranma arzusunu prensip edinmesiyle olur. İnsanı anlayışa götüren yol şudur: Herşeyi dile, ama içinden iyi olanını seç. Herşeyi gör, ama bunları sakın unutmadan aklında tut.”

Talebelerine öğretirken de dogmatik ve katı olmaktan çekinmiştir: “Eğer bir konuyu anlatırken ele aldığım bakış açısı karşımdakinde konuya başka açılardan bakma imkânını sağlamıyorsa, anlatmayı bırakırım.” Öğretisinin esası “jen” kav­ramına dayanır. Jen, insanı diğer varlık­lardan ayırdeden özelliktir; merhamet, sev­gi anlamına geliyor. Jen sahibi bir kişi merhametli, bilgili ve cesurdur. Terbiyeli ve dürüst davranır. Kısaca; faziletlidir.

Konfuçius, insanın cemiyet içinde başkaları ile olan münasebetlerinden yola çı­karak yücelmesini öğütlemektedir. Bu yüceliş bencil bir maksatla değil, insancıl bir hedefe doğru olmalı. Görüldüğü gibi bu esaslar ahlakî bir nitelik taşımaktadır ve cemiyet içinde yaşamaya mecbur olan in­san için kaçınılmaz özelliktedir. Ancak, burada ihmal edilen husus, insanın bir de iç dünyası olduğudur. Konfuçius bu nok­tayı önemsemez pek. Onun için önemli olan cemiyet içindeki insandır. İnsanın içindeki insana fazilet maskesi taktırarak cemiyet içinde dolaştırır. Bu sebeple, her­metik açıdan pek fazla önemli olmadığını belirtmiştim. Bazı durumlarda ise zararlı olduğunu bile öne sürebiliriz. İnsan gün gelir, fazilet maskesi altında cemiyet içinde gezinirken aniden iç dünyasını aksettiren bir tabiat aynası ile karşılaşırsa vurgun yemişe döner. Hermetizmin özünde insanı insan yapan vasıflardan söz edilmez. İnsan ilk önce ne olduğunu anlayacaktır kendi kendine. Ondan sonra kendi özelliklerini çeşitli aynalarda görerek insan olmaya doğru yönelir.

Konfuçius'dan sonra bahsedilmesi ge­reken bir filozof daha var: Mo Ti M.Ö. 470-391 arasında Çin'de yaşamış. Önceleri Konfuçius'un öğretisini benimsemişken, daha sonra kendisine göre bir yol çizme­ye başlamıştır. Pratikte geçerli olan de­ğerleri yabana atmamalı, der. Sevgi onun için evrensel bir nitelik taşır. “Göğün ar­zusu insanların birbirini ayırdetmeksizin sevmelerini emreder” diyerek, öğretisine dinsel bir karakter kazandırmıştır. Sevgi üstüne söyledikleri, Konfuçius'un sözlerinden daha tutarlıdır. Evrensel sevgiyi esas alması bakımından da öğretisinin pek yü­zeysel olmadığı görülmektedir. Mo Ti, filo­zof olmaktan çok mistik bir yol seçmiştir kendisine.

Mantığın inceliklerine dalan Hui Şih ve Kung-Sun Lung gibilerden veya Han Fei Tzu gibi politik felsefe ile uğraşan­lardan hiç sözetmeden, Çin diyarında ye­şermiş olan hermetizme yönelişin özünü anlatmak daha iyi olacak:

Tao

Bir ırmak düşünün. Kıvrılarak akıp giden ırmağın suyu hiç durmaz; bir yerden gelir, öbür yana gider devamlı olarak. Eğer bu akarsuyun içine bir çöp atarsanız, suyun akışına uyarak nasıl döne döne git­tiğini daha iyi görürsünüz. Zamanın akışı içinde cereyan eden olaylar da içine ka­tılan unsurları aynen bu biçimde götürür­ler. Bu akış hali, bu cereyan devamlı bir değişimi ortaya koymaktadır. Irmak bir bütün halinde durmaksızın akıp giderken, kendi bünyesinde devamlı değişimler oluş­maktadır. Fakat, bütün bu değişimler meydana gelirken, ırmağın akışını belir­leyen ve değişimlerin tabi olduğu, hiçbir zaman değişmeyen bir kanun çalışmaktadır. Irmak akar, üzerindeki çöpler bu akı­şa uyarak yerini durmadan değiştirir. Ir­mağın içinde sabit duran tek bir şey yoktur. Herşey değişmektedir, ama bu değişimi belirleyen kanun daima sabit kalır. İşte bu kanuna “Tao” diyorlar.

Bütün kainat devamlı değişim halindedir. Değişime tabi olmayan hiçbir şey yoktur kainatın içinde. Değişim ise Tao'ya tabidir, onunla belirlenir. Fakat Tao değişmez, daima aynı kalır. Böylece, kainat içinde nereye baksak, Tao'nun orada hakim olduğunu görürüz. Tao bir tanrı değildir, tanrısal bir güç de değildir. Tao, sonsuz sayıdaki şeylerin tabi olduğu tek bir kanundur. Bu kanun veya Tao, bir çember bi­çiminde sembolize edilmiş (wu çi). Tao kelimesini tercüme etmek kolay değil, ama en ilkel anlamı ile “yol” veya “cereyan” demek oluyor.

Çember sembolü, bu kanunun nasıl işlediğini göstermektedir. Çemberin içinde iki unsur bu işleyişi belirler: Yang ve Yin. Bu kavram “tai çi tu” formülü ile gösterilir. Her bir şeyin veya olayın başından sonuna dek (tai çi) meydana gelen değişimler (yi) karşılıklı çalışan özelliklerin (yang-yin) birbirini etkilemesiyle oluşur (tao). Şeyler ve olaylar durmaksızın yeni şeyleri ve olayları ortaya çıkarırlar: Çember üzerinde birbiri peşinden akıp giden noktalardır bunlar. Noktalar daima değişme gösterirken çember değişmeden kalır. Karşılıklı çalışan özellikler devamlı hareket ederken, karşılıklı etkileyiş pren­sibi değişmez.

Yang ve Yin için iki özellik olduğunu söylüyoruz. Her bir şey ve olayda var olan bu özelliklerin karakteri nedir? Çin­liler bu iki özelliğe allegorik bir yaklaşım olarak Güneş (tai yang) ve Ay (tai yin) sembollerini göstermişlerdir. Keza, yang gök gibidir, yin yer gibidir. Yang aydınlığa benzer, yin karanlığa benzer. Güneş gökyüzünde iken yerde bir dağ düşünün. Dağın güneşe bakan tarafı aydınlık olur, arka tarafı ise karanlıktır. Güneş yer değiştirdikçe, ay­dınlık ve karanlık bölgeler dağın üzerinde birbiri ardından kayarak değişime uğrar­lar. Yang ve yin de böyle çalışır. Dalga­ların üzerinden akseden bir ışık huzmesi düşünün. Işığın yönüne göre dalganın bir tarafı kararınca öbür tarafı aydınlanır, ve dalgalar oluştukça bu aydınlık ve karanlık bölgeler de yer değiştirir. Aydınlık ve ka­ranlık sembolü yang ve yin özellikleri için bir benzetmedir.

Yang ve yin kavramı ne bir düalite ne de bir polaritedir. Değişimdeki oluşumu belirleyen iki mekanizmanın bir bütün ha­linde, karşılıklı bir etkileniş biçiminde çalışması anlatılmaktadır. Çinlilerin ünlü bir sözü vardır: “Yang'ın çağırışına Yin cevap verir.”

Yang ve Yin kavramının batı felsefesindeki herhangi bir ekol ile tarif edilebilmesi imkânsızdır. Bu kavramı anlayabil­mek için bir Çinli gibi düşünebilmek lâzım. Aristo mantığı ile yetişenlerin bu çeşit bir istidadı yoktur. Bu sebeple diyalektik bir yaklaşım kısır oluyor. Yine de bu kavramı ilerde değişik bir açıdan ele alacağız.

Çin'in eski felsefi döneminde, her bir üstad “Tao”yu öğretmeye çalışmıştır. An­cak, bunların içinde yalnız bir tanesi öne­mini asırlar boyu korumuş. Batı dünyasında Taoizm olarak tanınan bu öğreti, zanne­dildiği gibi M.Ö. 6 asırda yaşadığı söyle­nen Lao Tzu tarafından ortaya atılmamış­tır. Bugün daha ziyade Tao te Çing (Tao ve hikmetine dair kitap) ismiyle tanınan eserin asıl adı Lao Tzu (Üstad Lao) ola­rak geçer ve Taoizmin esaslarını derleyen bir kitaptır. Konfuçius, Lao Tzu ile konuştuktan sonra, bu öğretiden son derece etkilendiğini belirtmekten kendini alama­mış. Lao Tzu eski bir öğretinin aktarıcısıydı. Biz buna Taoizm ismini takmışız. Batı dünyası Taoizmi daima felsefi bir ekol olarak görmüştür. Gerçekte ise, Çin hermetizminin felsefî bir yansıması incelenmektedir bu ekolde.

Esoterik Taoizmin esasları Tao te Çing'de verilmiştir. Teknik açıdan; Wei Po-yang, “Tsan Tung-çi” (Düzenli bir Birlik içinde Üç Yol) isimli eserinde Çin alşimisini ortaya koymaktadır. Keza, Lung-Hu, Huang Ting, Yin-Fu gibi eserlerde de esoterik Taoizmin teknik yanları anlatılmaktadır.

Batı dünyasında en az tanınmış tarafı, Astroloji ile ilgili olan kısmıdır. “Yang-Yin” kavramı astrolojide önemli bir yer tutar. Güneş (tai yang) 360 günlük bir devre, Ay (tai yin) 28 günlük bir devre oluşturur. Diğer beş planet de kendi devirlerini be­lirlerler. Her bir planet beş unsurdan bi­rine tekabül eder (Maden, Tahta Su, Ateş, Toprak). Bu beş unsur aslında Yang ile Yin'in ilk beş aşamadaki değişimleridir. Ekliptik dört ana kısma ayrılır: Mavi Ej­der, Kara Savaşçı, Beyaz Kaplan, Kırmızı Kuş. Her bir kısma üç yang ve yedi yin isabet eder. Planetler bu kısımlara geldik­lerinde, bulundukları yere göre taşıdıkları özellikler Güneşe ve Aya oranla belirlenir. Bir horoskopta görülen yang ve yin yoğunlaşmaları, istenilen sonucu tayin etmekte kullanılır. Batıda “Çin falı” diye bilinen on iki burç ve bunlara verilen hayvan isim­leri ile Çin astrolojisini Batı astrolojisine benzetmek son derece yanlış oluyor. Çin takvimi ile astrolojisi arasında fark var­dır. Bütün doğu sistemlerinde olduğu gibi, Çin'de de Ay'ın geçirdiği safhalar ve çiz­diği yol esas alınır. Halbuki batıya bu sistem intikal edemedi.

Alşimi ve buna ilişkin esoterik tıb açısından Çin, zamanımızda ilgi uyandıran bir âlem olmuştur. Çin alşimisti için gaye “üstün insan” olmaktı. Buna ulaşmak için hem bedenen hem de ruhen değişime uğ­ramak gerekiyordu. Tao'yu anlamak insanı üstün kılar. Fakat gerekli değişim olmak­sızın Tao anlaşılamaz. Bu değişimi ger­çekleştirmek için insanda bulunan yang ve yin dengesini kontrol altına almak ge­rekir. Yang ve yin, primer olarak beş değişim meydana getirir: Maden, Tahta. Su, Ateş. Toprak. Bu beş unsur her bir mad­dede olduğu gibi insan bedeninde de mev­cuttur. Bedende beş toplayıcı organ (kalp, akciğerler, karaciğer, dalak, böbrekler) ve beş dağıtıcı organ (mide, barsaklar, safra kesesi, mesane, pankreas) bulunur. Ayrıca astral bedenin 12 kanalı vardır. Bütün bu sayılan kısımlar beş planete, beş renge, beş sese...vs. uyum sağlar. Beşli sınıflandırma Çin'de büyük önem taşımak­tadır.

Çin Tıbbı

(Not: Burada “beşli sınıflandırma” ile ilgili geniş bir açıklama ve sonra da Çin tıbbı ile ilgili giriş bölümünde grafiklerle Astral beden tanımları vardı. Dergi basıma verilirken, altı sayfalık bu kısmın unutulduğunu söylemişlerdi. Daha sonra da yayınlamamakta ısrar ettiler. Yazıların orijinallerini o yıllarda okumak için alıp bir daha geri vermeyen başka dostlar yüzünden size bu eksik kısmı nakletme imkanım yok.)

... Kan, hava ile birlikte damarlarda dur­maksızın akmaktadır.

Kan deveranı Harvey'den çok önce Çin­liler tarafından biliniyordu. Ve bu dolaşıma büyük önem vermişlerdir. Kan ile hava ka­rışımı, Yang ve Yin dengesi açısından önem taşımaktadır. Astral bedenin 12 merkezinde yoğunlaşan bu iki unsuru kontrol edebilmek için kan akımı dikkatle izlenmiştir. Bu ba­kımdan nabız dikkatle dinlenmektedir. Nab­zın ölçüleceği oniki yer vardır. Bunların bir­likte kontrolü ile bedendeki aksaklıklar orta­ya çıkarılır. Batı dünyasında geliştirilen EKG (Elektrokardiogram) tekniğine benzer bir usul görülmektedir burada. Fakat alet olarak kul­lanılan herhangi bir şey yoktur. Nabız kont­rolü yaklaşık üç saat süren bir incelemeyi gerektirmektedir.

İlaç olarak kullanılan malzeme bitkiler­den, hayvanlardan, insanlardan ve minerallerden elde edilmektedir. Tarih boyunca devam eden bu ilaç reçeteleri Li Şi-Çen tarafından “Pen-Tsao Kang Mu” isimli 52 ciltlik eserde toplanmış, halen geçerli bir kaynak olarak da kullanılmakta. Bu reçetelerin kullanılış tarzı daima majik bir operasyonu gerekli kılmaktadır. Laboratuarda hazırlanıp hastaya verilmesi yeterli olmuyor. Astrolojik zaman, hazırlayan kişinin düşünceleri ve materyalin toplanış biçimi ilacın terkibinde etkili bir rol oynamaktadır.

Bu ilaç reçetelerinden burada birkaç ör­nek vermek isterdim. Ancak, şöyle bir özel­lik var: Deniyor ki; bilhassa gerekli deği­şikliği meydana getirebilmek için, reçeteyi kullanan kişi önce hastanın bedeninde ak­saklık gösteren yerdeki Yang-Yin dengesini tesbit etmelidir. Eğer bu tespit yanlış veya eksik olursa  istenilen sonuç alınmaz ve ba­zen hasta daha da kötüleşebilir.

Tıbbî açıdan Çin, iki tedavi sistemi ta­nıtmıştır batıya. Bunların ilki Akupunktur. Çeşitli ebat ve özellikteki metal iğnelerin bedende bilinen bazı noktalara sokulması ile gerçekleşmekte. Burada da asıl prensip Yang ve Yin dengesini sağlamak. İğnelerin boyu 3 ilâ 24 cm arasında değişmekte ve yerine göre ısıtılarak veya soğutularak belirli nok­talara bazen 15 cm derinliğe kadar sokulu­yor. İğnenin tatbik edildiği organ, gereğinde karaciğer gibi batıda ameliyat kabul etmeyen bir yer de olabilmektedir.

İkinci tedavi sis­temi de “moksa yakısı” olarak bilinmekte, fa­kat batıda rağbet görmemiştir. Artemisia moxa (bir çeşit pelin otu) yapraklarının ku­rutularak bu akupunktur yapılan yerlere ya­kı olarak tatbik edilmesi şeklindedir. Aku­punktur noktaları ile Yoga sistemindeki Nadi'ler arasında bariz bir benzerlik görülüyor. Aslında akupunktur tedavisinin gayesi, insandaki Yang ve Yin dengesini temin etmek. Batıda insan denilince, tıbbî olarak yalnız fi­zikî beden ele alınır. Halbuki fizikî beden içinde Yang veya Yin diye bir madde aramak boşuna oluyor. Doğu zihniyetinde insan, fi­zik bedeni yanında, düşünceleri ve hisleri ile, davranışları ve geçmişi ile ele alınır. Yang ve Yin, ancak bütün bu özelliklere dikkat edildiğinde anlaşılacak bir sistem. Yine de, insanın bütününde meydana gelen deği­şimlerin fizik bedene de yansıyacağı düşü­nülürse, bu açıdan yapılacak araştırmalar bir netice verebilir ve vermiştir de. Akupunk­tur noktalarında elektromanyetik dalgalan­malar ve diğer yerlere oranla yüksek potan­siyel farkları tesbit edilmiştir.

(Not: Burada akupunktur ile ilgili diyagramlar ve açıklamaları dergi yöneticilerince yayınlanmadı.)

İ Çing

Çin   klasikleri   sayılan   beş   kitap içinde herhalde en çok ilgi çeken İ Çing (bazen Yi King olarak okunur) olmuştur. İ Çing, “De­ğişimler Kitabı” demektir. Ezoterik bir öğretinin sistematik olarak anlatımıdır. Tao-te Çing ile İ Çing birlikte incelenmezse iki­sini de anlamak imkansız olur. Tao-te Çing iki bölümden oluşur; Birinci bölümde Tao'nun ne olduğu, ikinci bölümde Tao'ya nasıl ulaşıldığı anlatılır. İ Çing ise her biri iki kı­sımdan oluşan üç bölümden ibarettir. Tao-te Çing daha ziyade ezoterik bir felsefe ni­teliği taşıdığından amatörlere cansıkıcı geliyor. Bu kitabı incelemeden İ Çing ele alınırsa, batıda olduğu gibi “fal kitabından başka bir özellik taşımaz”. Falcılığın hermetizmle ilgisi yoktur, şaşkın ve kendini bilmez insanların geleceği merak etmesi cahillikle­rinden doğar. Hermetizm ise bu cehaleti ortadan kaldıran bir vasıta sayılmakta. Dola­yısıyla İ Çing, fala bakmaktan başka bir ni­yeti olmayanlar için son derece anlaşılmaz ve karışık bir sistemdir.

Tao-te Çing, İ Çing sistemi için bir inisiyasyon kitabı sayılabilir. Burada iki keli­me ile bu inisiyasyonu bir çırpıda aktarabil­mek imkânsız. Sürekli ve ciddi bir araştırma gereklidir, hermetizmin her sahasında oldu­ğu gibi. Yine de, İ Çing neden amatörlerce “fal kitabı” olarak ilgi çekmektedir, bunu bir noktaya kadar okuyucuya tanıtabiliriz. Bu sebeple de, tanınmış psikiatrist C. G. Jung'un İ Çing tercümesine yazdığı önsözün kısa bir aktarmasını yapacağım:

“Bizim bilimsel anlayışımız nedensellik prensibine dayalıdır. Tabiat kanunları diye bildiklerimiz de genellikle istatistik verilere göre belirlenir. Bu verileri kendi laboratuar ortamımızdaki deneylerden almaktayız. Hal­buki, tabiatı bir laboratuar olarak düşündüğümüzde açı değişmekte ve görüntü de o oranda başkalaşmaktadır. Öyle ki, tabii bir ortamda olayların özel birtakım kanunlarla uyum göstermesi ender oluyor.”

“Çinlilerde bizimkine benzer bir bilim an­layışı hiçbir zaman görülmemiştir. Onların zihnini en çok meşgul eden şey, bizim te­sadüf dediğimiz durumdur. Nedensellik di­ye taptığımız prensibi ise umursamamışlar bile. Çinli bir olayı gözlerken, olayın mey­dana gelmesine sebep olan diğer şeylerin bir sonucu olarak görmez onu. O anda, göz­lem anındaki diğer olaylarla birlikte oluşan bir olay tesadüfü incelenmektedir. Gözlem anındaki bir olay, diğer bütün olaylarla aynı anda meydana gelmektedir ve bu yüzden hepsi birbiri ile ilgilidir.”

“Böylece, ince İ Çing çubukları atıldığı anda, diğer bütün olaylarla bu yapılan iş arasında bir bağlantı kurulmuş demektir. Bize göre saçma gelebilir bu varsayım. An­cak, bir bardak şarabı tadarak anında hangi senenin ve bağın mahsulü olduğunu söyle­yen uzmanlar; antik bir eşyaya baktığı anda onun imal edildiği yeri ve tarihi bildiren antikacılar; kişinin doğum anını hiç bilme­den, bir inceleme ile onun doğduğu zaman yükselen burcu ve ay ile güneşin gökyüzün­deki durumlarını söyleyebilen astrologlar da var.”

“İ Çing'i meydana getirenler de heksagramların bu gibi özellikleri tesbit etmekte işe yaradığına kanaat getirmişler. Onlara gö­re heksagram, terkip edildiği anın açıklayıcı bir örneğidir. Çünkü heksagramı o anın şart­larını gösteren bir belirleyici olarak kabul ediyorlar.”

“Bunu hemzamanlılık prensibi ile açıkla­yabiliriz ki, bu da nedensellik prensibinin tam karşıtıdır. Nedensellik ilkesi olayların birbiri ardından nasıl meydana geldiğini or­taya koyar. Hemzamanlılık ilkesi ise, zaman ve yer bakımından tesadüf eden olayların rastlantıdan da öte bir anlam taşıdığını be­lirlemektedir. Olaylar ile gözlemci arasında­ki objektif ve sübjektif durumun birbirine bağımlı olduğu bir rastlantı vardır burada. Ne­densellik olayların zincirini, hemzamanlılık ise olayların tesadüfünü ele almaktadır.”

Pratik kullanılışı bakımından, İ Çing'i ba­şarılı bir biçimde Almanca'ya tercüme eden R. Wilhelm'in önsözünden bir bölümün öze­tini aktarıyorum:

“Kehanet kitabı olarak kullanılışı: Ta­biatın özünü teşkil eden Yang ve Yin bura­da sırasıyla düz ve kırık çizgiyle belirtilir. Bu iki çizginin bileşiminden dört adet ikili meydana gelir. Bunlara üçüncü bir çizginin ilavesiyle de sekiz esas trigram oluşur. Bu sekiz trigram, göklerde ve yerlerdeki herşeyin bir görünümüdür ve devamlı olarak birbirine dönüşerek olaylardaki değişimi sim­gelerler. Bunlar olayların bir sembolü değil­dir, değişimdeki özelliği belirtirler.”

“Bunların ikili kombinasyonundan da 64 heksagram meydana gelir. Böylece her bir heksagramda altı çizgi bulunur. Her bir çiz­ginin değişebilme özelliği vardır. Değişen çizgiye göre de heksagramın anlamı belirir. Değişiklik, herhangi sıradaki bir çizginin, eğer düz ise kırık veya kırık ise düz duruma getirilmesiyle olur. Bu değiştirme rastgele yapılmaz. Kitabın ikinci kısmı bu değiştirme işlemine ait esasları anlatmaktadır ve me­selenin özü de burada yatar. Değişen sıra­ların belirlenmesi bu operasyon anında ki­şinin doğru veya yanlış davranışına göre or­taya çıkar. Sonuç da ona göre kendisini gös­terecektir.”

“Bu özelliği ile İ Çing sistemi falcılıktan farklı olmaktadır. Mesela bir iskambil falcısına gidip fal baktırırsanız ve sonunda si­ze filanca yerden şu vakitte para geleceğini söylese, yapacağınız tek şey oturup bekle­mektir. Para ya gelir, ya da gelmez. Halbuki İ Çing sisteminde durum böyle değil. Para­nın gelip gelmemesinin size nasıl bağlı ol­duğunu da ortaya koymaktadır. İ Çing'in ce­vabına uyarak, eğer doğru hareket etmişseniz ve operasyonu da doğru yapmışsanız, so­nuç istenildiği gibi olur. Aksi halde sonuç aleyhinizedir.”

“Hikmet Kitabı olarak kullanılışı: İşte, bu değişimin istenilen biçimde olması için kişinin ne yapmasını anlatması bakımından İ Çing bir hikmet kitabı olarak değer taşır. Lao Tsu bu kitaptan büyük ölçüde faydalan­mıştır öğretisini aktarırken. İ Çing'deki ilk esas Yang-Yin değişimidir. ikinci esas bu değişimdeki fikirdir. Üçüncü esas da bu fikirlerle bir hükme varmakdır. Bu yüzden batıda anlaşıldığı gibi bir fal kitabı sayılamaz.”

Fakat, İ Çing sisteminin basit bir falcı­lık olduğunu ileri sürenler de olmuştur. Bunlardan birisi de kitabı ilk defa batıya ter­cüme ederek tanıtan J. Legge. Başarılı bir tercüman, ancak Çin öğretisini anlamaktan yoksun bir kişi olduğundan çalışması pek itibar görmemiştir. J. Blofeld'in tercümesi tam batı anlayışına göre, R. Wilhelm'in ter­cümesi ise içlerinde en iyisidir. Daha başka tercümeler de yayınlanmıştır.

 

(Not: Burada yer alması gereken trigramların oluşumuyla ilgili prensipler ve “Hu-Kua” diyagramının açıklaması yine dergiyi hazırlayanlar tarafından gereksiz bulunup çıkarılmıştı. Ancak, nedense diyagramı kullanmışlar.)

İ Çing sisteminin kanaatimce en belir­gin özelliği, sorulan soruya karşı verdiği ce­vabın kişi tarafından düşünülerek analiz edil­mesi gereğidir. Operasyonun başarılması bu noktaya kadar çoğu kimse tarafından müm­kün, belirli bir alışkanlık kazandıktan sonra. İlk heksagramı tayin edersiniz, değişen çiz­gileri bulup cevabî heksagramı da meyda­na getirirsiniz. Bunlar basit bir hesap ve dikkat işidir. Ancak, cevabî heksagramın kar­şılığına kitapta baktığınızda, formüle edil­miş bir açıklama görürsünüz. Mesela, çu­buklarla yapılan işlemden 40. heksagram el­de edildi. Bu “Hsieh” (Kurtuluş) şeklidir. So­rulan soruya karşı verilen hüküm şöyle: “Kurtuluş. Güneydoğu yönüne doğru. Eğer ilerlemek için bir sebep yoksa geri dönmek iyidir. Şayet ilerlemekten fayda umuluyorsa, acele etmek hayırlı olur.” Ayrıca heksagramda değişen bir çizgi olduğunu farzedelim, mesela dördüncü Yang değişsin. Bu durum­da: “Beceriksizce hareket edip tökezlenmekten kaçın. Gelen arkadaşlarına güvenebilirsin.” deniyor. Değişen çizgiden dolayı ilk heksagram yerini 7. “Şih” (Ordu) şekline bıra­kır. Bunun hükmü ise: “Ordu. Orduya sebat ve güçlü bir lider gerekmekte. Bunun neti­cesi, hatalardan kurtulmuş güzel bir gelecek­tir.” Bu misalde detayları bırakıp kısaca ge­lişimi anlatmak için özeti verdim. İlk etapta sorulan soru hakkındaki hüküm var. İkinci olarak, nasıl davranılacağı anlatılıyor. Üçüncü etap sonucu belirler. Burada verilen ce­vabı kişinin kendisi, sorusu doğrultusunda analiz ederek yapması gerekeni bulmalıdır. Sonuç olarak, kişinin elde edeceği kendi tu­tumuna bağlı. İ Çing, bunun için ne şekilde davranmasını bir formül ile kişiye bildiriyor. Formülü çözmek yine o kişinin bilgisine ve anlayışına kalmıştır.

İ Çing ile yapılan karşılıklı görüşmede ruhsal bir irtibatın kurulması için bu gibi seremoniye gerek duyulduğunu iddia edenler çıkabilir. Spiritüel anlamda medyomik bir ir­tibat yoktur burada. Aksini iddia edenlere konuyu derinlemesine incelemelerini tavsi­ye ederiz. Bu sistemde karşınıza aldığınız şey tabiatın kendisidir. Tao ile yüzyüze ge­liyorsunuz. Eğer Tao'yu anlamışsanız formü­lü çözersiniz, aksi halde bu işi bırakıp bir varlıkla irtibat kurarak diğer bir sistemi kul­lanmanız gerekir. Veya çıkan sonucu anlayayım derken ister istemez bir konsantras­yon haline gireceğinizden, farkından olmadan bedensiz bir varlıkla irtibat da kurabilir­siniz. Eğer gaye bu ise, İ Çing kitabını bıra­kıp daha kestirme yolları kullanmak ve ken­dimizi aldatmamak gerekir. İ Çing'in verdiği cevabî formülleri anlamak için bunları tekrarlayarak tefekküre dalmak yanlış bir yol­dur. Matematik bir problemi çözerken, eğer gerekli formülleri bilmiyorsanız, problemdeki soruyu tekrarlamanın hiçbir faydası ol­maz. Birisi gelip de göstersin diye dua et­mek daha iyidir.

Diğer Ezoterik Uygulamalar

Tao ile ilgili bir konu daha var; Maji. Burada ancak belli bazı konulara değinece­ğiz. Bunların ilki beş unsur prensibidir. Yang ve Yin değişiminin tabiatta kurduğu dengeyi anlatmak için iki değişim tablosu meydana getirilmiş: Ho-tu ve Lo-şu. Bunların ilki ya­ratıcı değişimi, ikincisi de yıkıcı değişimi belirler. Ho-tu sistemine göre; Tahta - Ateş – Toprak - Metal - Su düzeninde olan değişim, Lo-şu sisteminde; Su - Ateş - Metal - Tahta - Toprak düzeninde belirir. İlk düzen Yang-Yin doğrultusunda, ikinci düzen ise Yin-Yang doğrultusunda cereyan eder. Bu düzenin tatbik edildiği 60 günlük periodlar ve 12 senelik devreler boyunca ne zaman hangi işin yapılacağını ve nelerin olacağını tesbit ederler.

(Not: Şekillerle ilgili açıklamalar dergi yöneticilerince uzun ve gereksiz bulunup yayınlanmamışdı.)

İkinci bir husus “Çi” kavramıdır. Çi “hayat enerjisi” anlamına gelir. Herşeyde ve heryerde Çi vardır. İnsan da Çi ile dolu olduğun­dan, bunu kullanabilmek için nefesini kont­rol etmek zorundadır. Nefes kontrolü ile Çi bedende toplanır ve belirli bir gaye için kul­lanılır. Aynı zamanda cinsel münasebet de Çi toplamak için gereklidir. Cinsel münase­bet iki insan arasında olabileceği gibi Yang ve Yin taşıyan her iki varlık arasında da gerçekleşebilir. Burada mühim olan Yang-Yin dengesini belirli bir maksat için kullanmak. Cinsel münasebetin gayesi, başkaları için neslin devamı iken, Tao majisyeni için kendi varlığının devamıdır. Bu sebepten yeni bir çocuk doğacağına, yeni bir insan doğmak­tadır: Çi (hayat enerjisi) gerek nefes kont­rolü, gerekse cinsel operasyonla iç âleme yöneltilir ve orada yeni bir benlik kazanmak için kullanılır.

İnsan hayatta iken benliği iki unsurdan oluşur: “Hun” (Yang) ve “Po” (Yin). Öldükten sonra bunlar “Şen” (Yang) ve “Küi” (Yin) olur. Eğer Yang-Yin dengesini bulamadan ölürse bir insan - zaten genellikle böyle olmaktadır - Şen özelliği ağır basanlar iyi ruhları ve Küi özelliği ağır basanlar kötü ruhları oluşturur­lar. Dengesini bularak ölenler ise artık ge­riye dönmezler ve göğün varlıkları arasına katılırlar.

Talismanik Maji (Tılsım Büyüsü) en ge­niş ölçüde kullanılan bir metoddur. Olayla­rın değişim kanununu bilen birisi, bu özel­likten faydalanarak, belirli bir zamanda ha­zırlayacağı tılsım ile aynı anda meydana ge­lecek bir hadisenin seyrini kendi isteğine göre değiştirebilmektedir. Ancak, olayların tabi olduğu kanunu - veya Tao'yu - bilme­yen birisi yanlış bir tılsım hazırlarsa, ta­mamen kendi aleyhine bir sonuç da yara­tabilir.

Görüldüğü gibi, herşeyin esası Tao'yu bilmeye dayanmaktadır. Tao'yu bilen ve anlayan için dengesizlik sona ermiştir. İnsa­nın hayattaki ulaşmak istediği gaye de bu oluyor: Devamlı değişimlere sebep olan Yang-Yin alternatifini kontrol altına alıp sü­kûneti temin etmek. Bu duruma erişebilen kişi için artık iyi veya kötü bir davranışta bulunmak imkânsızdır. Dengelenmiş biri ta­biatla uyum içindedir ve tabiata ters düşen bir davranışta bulunmaz. “Kuan-Yin Tzu”da bu değişik bir biçimde anlatılmaktadır: “Varolan olmayandır, varolmayan olandır. Eğer bunu anlarsan, ruhları ve cinleri kontrol edebilir­sin. Gerçek olan boştur, boş olan gerçektir. Eğer bunu anlarsan, aydınlıkta bile yıldızları görebilirsin. Eğer kendini herşeyle uyum ha­line getirirsen, suyun ve ateşin içinden zarar görmeden geçebilirsin... Ancak Tao'yu bu­lanlar bu şeyleri yapabilir. Bunları yapabile­cek kudrette olup da yapmamak yine en iyisidir.”

Çuang-Tzu'dan bir paragrafla, Çin hermetizmini tamamlıyorum : “Bir keresinde Çuang kelebek olduğunu düşledi, etrafta uçuşarak eğlendiğini. Kelebek aslında Çuang olduğunu bilmiyordu. Uyandı ve tekrar Çuang olduğu­nu farketti. Fakat bilmiyorum, acaba o ke­lebek olduğunu düşleyen Çuang mıydı; yok­sa ben aslında bir kelebek olduğum halde Çuang olduğumu mu düşlüyorum şimdi?”

--- İkinci Kısmın Sonu ---