PDF dosyası 130 Kb

 

Ruhsal Olaylar

 

Hangi Falcıya İnanmalı?

 

Halûk Akçam

 

Ak-Kadın dergisi, sayı 18 – 1987 Ocak/Şubat

 

Mutlu yıl dilekleriyle birlikte, yine önümüzde on iki aylık yaşam serüveni başlıyor. Yedi milyarı aşkın insanın rol aldığı bu oyunda, senaryoyu kimin yazdığı belli değil. Ancak yaşadıkça öğrenebiliyoruz. Ama, şöyle bir düşünün, ileride ne olacağını söyleyen birisi çıksa karşınıza, aldırmadan geçer miydiniz?

Binlerce yıldır insanın bitip tükenmeyen merakı yüzünden "fal" diye bir uğraşı alanı doğmuş. Üstelik, bu yoldan geçimini sağlayanların sayısı hiç de küçümsenecek gibi değil. İskambil veya tarot açanlar, suya bakanlar, remil atanlar yine bir dizi kehanette bulundular önümüzdeki yıl için. Geçen yılın başında da bu böyle oldu. Ama, hangisinin ne ölçüde doğru tahminde bulunduğunu hatırlamasak bile, bu yıl için söylenenleri yine büyük bir dikkatle okuyacağız hiç kuşkusuz.

Karşılaştırma yapmak bir yana, falcıların geleceği öğrenebilmek için başvurdukları yöntemler, insana ilk bakışta o kadar mantıksız geliyor ki söylenenler doğru çıktığında "acaba bir rastlantı mı?" diye şaşırıyoruz. Meselâ, Amerika'lı meşhur falcı Jeane Dixon 1956'da kristal küresinin başına geçip, dört yıl sonra mavi gözlü bir Demokrat Parti senatörünün başkan olacağını ve daha sonra da öldürüleceğini bildirmişti. Nitekim, Kennedy'nin yaşam çizgisi Dallas'ta sona erdiğinde, bu kadın falcının kehaneti gerçekleşmiş oluyordu. Üstelik, başkanın gözünün rengine kadar.

Bu gibi örneklere kendi özel yaşamında da rastlayanlar az sayılmaz. Kolay bir yöntem olduğundan, kahve falını hemen hemen herkes denediği için kimin daha yetenekli olduğunu sohbet toplantılarında öğrenmek kolaydır. Bu yoldan isim yapmış bir falcıya başvurduğunuzda, kahveler içildikten ve tabağa kapatılmış fincanın süzülmesi bittikten sonra falcının davranışlarına dikkat ettiyseniz, kahve telvesiyle kehanetin arasındaki ilişkiyi bulabilirsiniz.

Söylediklerinin doğru çıkması ile tanınmış yetenekli bir falcı, fincanı eline aldığında önce bir müddet gözlerini kahvenin tortusuna dikip dalgınlaşır. Fincanı evirip çevirir ve telvenin bıraktığı izlerde kendine göre anlam taşıyan şekiller görmeye çalışır. Bunu kendisini zorlamadan, rahat bir gevşeklik içinde yapmaktadır. Çevresindekiler konuşup rahatsız ederlerse, dikkati dağılır ve konsantre olamadığından yakınır. Ama, eğer herşey yolunda giderse, bir müddet sonra aslında bilmesine hiç imkan olmayan bir sürü şey anlatacaktır. İlerde bunların bir kısmı doğru çıktığında da şaşırıp kalmaktan başka bir şey gelmez elden.

FALCININ YETENEĞİ

Aslında, işin püf noktası kahve telvesinin bıraktığı izlerde değildir. Çünkü, falcı ister iskambil kağıtlarını açsın, ister suya baksın, isterse başka bir yöntem kullansın, her durumda belirli bir gevşeme ve konsantrasyon içine girdiğini görürsünüz. Aynı anda bir başka kişi fincanın içine baksa, veya falcının kullandığı şeyleri incelese bunlara hiçbir anlam veremeyecektir. Ama, falcı o gevşeme halinde bütün dikkatini önündeki şeye toplamış iken, farkında olmaksızın bilinmeyen bir alemin içine doğru zihninde girmektedir.

İşte bu noktada, parapsikologlarca "duyu dışı idrak" hâli denilen özel bir duyarlılık belirmektedir falcıda. Bilinen duyularımızın ötesinde kalan bazı duyuların, kimi kişilerde özel yöntemlerin kullanılmasıyla ortaya çıktığına dair kesin sonuçlar bulunmuştur. Telepati veya çok uzaktaki bir olaydan haberdar olmak gibi değişik türden duyarlılık biçimleri tesbit edilmiş bazı insanlarda. Geleceğin önceden bilinmesi de bu tür duyarlılıklardan biri olarak kabul edilmektedir. Yani, falcının kullandığı fal yöntemi ne olursa olsun, asıl mesele kendisinin bu alanda ne ölçüde üstün bir duyarlılığa sahip olduğudur.

Diğer önemli bir nokta da özellikle geleceğin bilinmesi söz konusu olduğunda, kişi ne denli yetenekli olursa olsun her zaman veya her durumda doğruyu söyleyebilmesi mümkün değildir. Araştırmalarda, bilinmeyen bir faktörün bu bilgi iletimini kontrol ettiği sonucuna varılmıştır. Kısacası, falcı bu yeteneğini kullanırken içinde bulunduğu şartlar her bakımdan uygun olsa bile, eğer karşısındaki kişinin geleceğe dair bir haber alması gerekli değilse, açtığı falda hiçbir şey görememektedir.

Bu kontrol mekanizmasının nasıl çalıştığını bilmiyoruz. Ama, gelecekle ilgili olarak kimin neyi bilmesinin uygun olacağını çok iyi kontrol eden insanüstü bir sistemin varlığını kabul etmek en akılcı bir yol olarak gözükmektedir. Bu bakımdan, hangi falcının daha yetenekli olmasından çok, falcıya başvuran kişinin geleceği öğrenmesine gerek olup olmaması, sonucu etkilemektedir. Bazen öyle bir durum vardır ki, en yetenekli falcıya bile gitseniz ne olacağını bir türlü öğrenemezsiniz. Çünkü, o insanüstü sistem, içinde bulunduğunuz durumu kendi aklınız ve vicdanınız ile çözmenizin sizin için en faydalı bir yol olduğunu bilmekte ve falcının yeteneğini o an çalışamaz hale getirmektedir.

Bazen bu kontrol mekanizmasının insan yaşamı üzerinde falcılar kanalıyla ilginç noktaları yarattıklarını da görüyoruz. Gustav Jahoda, "Batıl İnanç Psikolojisi" adlı kitabında, belgelerle kanıtlanmış bir ölüm vakasını anlatmaktadır. 1965 yılında, Kanada'da 43 yaşındaki bir kadın, çok basit bir ameliyat için devlet hastanesine gönderilmiş. Ameliyat son derece başarılı olarak yapılmış. Fakat, birkaç gün sonra kadın aniden ölmüş. Hekimler bu duruma bir anlam verememişler ve araştırma yapılmasına gerek görülmüş.

Sonunda, kadının çocukluğunda bir falcıyla görüştüğü ve falcının bu kadına 43 yaşında öleceğini bildirdiği öğrenilmiş. Ameliyat günü geldiğinde, kadın 43. yaşgününü bir hafta önce kutladığını ve artık öleceğini söylemiş kardeşine. Ameliyata hazırlayan hemşireye de devamlı olarak falcının kehanetinden bahsediyormuş ve mutlaka öleceğini söylüyormuş. Kardeşi ile hemşire, kadını bir türlü bu sabit fikrinden vazgeçirememişler. Ameliyattan sonra da kadın hiç bir sebep yokken ölmüş. Hekimler, bu ani ölüme çocuk yaşta falcı tarafından söylenmiş kehanetin zihinde yarattığı psikolojik gerginliğin yol açtığına karar vermişler.

Falcıların her zaman böyle kötü sonuçlara varan kehanetleri olmuyor elbette. Ama, kime ne zaman doğru kehanette bulunduklarını da bilmiyorlar. Söylenenlere inanıp inanmamak yine kişinin kendi iradesine kalmış bir iş oluyor. Aslında, her insanda bir parça bu yeteneğin olduğu düşünülürse, falcı yerine kendi sezgilerimizi değerlendirerek akıl ve sağduyu ile vicdanımızın gösterdiği yolda yürürsek, geleceği merak etmemiz için herhangi bir endişemiz olmayacaktır.

---oOo---