PDF dosyası 240 Kb

 

TELGRAFIN TELLERİNE KUŞLAR MI KONAR?

 

Halûk Akçam

 

5 Aralık 2001

 

100Yüze Devrim Erbil – İş Bankası Yayınları 2004 – sh. 86

 

Not: Yayınlanmış makaledeki resimleri PDF formatındaki dosyada bulabilirsiniz.

 

Sonra şöyle devam ediyordu galiba: "İnsan sevdiğine yârim böyle mi yapar?" Geçmişte kalan bu İstanbul türküsünü hatırlatır bana hep Devrim'in kendisine has stili ile resmettiği kuşlar. Ne gariptir; türküleri bile mahvoldu gitti bu asırlara sığmayan şehrin. Yeni gelen lumpenler, kovaladıkları cânım İstanbul'un zarif kuşlarının ardından şimdi kendi fodulluklarını yansıtan, "bayıra karşı yatır beniii / tırmala benii, kaşı benii" gibi böğürtülerle doldurdular bir zamanların payitahtını.

Ama, Devrim'in yorulmak bilmeden uçan kuşları gibi, gönlündeki İstanbul sevgisi ile resmettiği topografilerinde de Boğaz'ın çırpınan dalgalarındaki çizgilerin kaynaştığını görmek, değişik bir nostaljik esinti yaratır içimde. Onun resimlerini ne zaman seyretmeye başlasam, her gün sokaklar dolusu üstüme gelen "tırmala beni" kültüründen bir lâhzada sıyrılıp, Devrim'in kendine has rafine dünyasından yeni bir ipucu yakalar ve bunun sembolik anlamını yıldız haritasında çözmeye çalışırım.

Kişi ancak kendi bakış açısından yorumladığından; benim penceremden de, Ay ile Plüton'un karşı karşıya geldiği bir anda doğmuş olan Devrim'in nefes nefese uçan kuşlarına baktığımda gördüğüm koyu mavi hatları bıçak gibi kesen kırmızı kanat kıpırtıları, işte bu polaritenin Devrim'in iç dünyasındaki ince ve detaydan yorulmayan bir şevk ile neden durmaksızın senelerdir koştuğunun kesin bir göstergesi olduğunu belgeliyor.

Zooloji ders kitabından fırlamış abuk bakışlı kuşlar yok burada. Kanatlarını çırptıkça insanın içini harmanlayan Devrim'e has kuşlar bunlar. Gerçek sanatçıyı sokaktaki rastgele resim yapma heveslisinden ayıran o tarifi güç yaratma yeteneği ile beslenen bu dinamiğin temelinde, yıldız haritasında Meridyen aksına yerleşmiş polaritenin dürtüsü ile alevlenen Güneş-Neptün konjonksiyonunun işaret ettiği imajinasyon gücünün, Merkür hakimiyeti altında en ince detayına kadar kendini programlı bir biçimde ortaya koyabilme özelliği var.

İşte bu Meridyen aksına bağlı olarak, Devrim'in çizgiyi önce ruhunun derinliğinde hissedebilme yeteneğinin astrolojik bir benzerini de bu denli güçlü biçimde Pablo Picasso'nun yıldız haritasında görüyoruz. Bu sebeple, ben genellikle Devrim'in stilinde çoğu kez Picasso'nun üstünden daha öteye ulaşmayı hedeflemiş bir uzanış bulurum. Sanırım bunu becerdi de. Picasso'nun günümüzdeki kopyası olmaksızın, onun düzeyinde kendine has bir ekol yarattı. Ancak, ne var ki her ikisinin yıldız haritasında da Ay konumu pek parlak değil: Ay'ın sembolize ettiği kadınların, bu iki sanatçının yaşamında hep bıçak sırtında dans etmeye zorlarcasına neden bu kadar dinmek bilmeyen fırtınalı bir esinti halinde yer aldığını anlamak kolay değil.

Astrolojik karşılaştırmayı daha çok sanatsal boyuttaki paralellikler açısından yaptığımda da karşıma hep Paul Klee'nin yıldız haritası çıkıyor, Devrim ile aynı kulvarda yarışan bir sanatçı olarak... Devrim'in doğduğu sene, Kandinsky ile Picasso Almanya'da Klee'yi ziyarete gittiklerinde, özlemini duydukları ilerlemeyi bulamamışlardı sanatçının son eserinde. Bence, gerek Devrim'in gerekse Klee'nin yıldız haritasındaki benzeşen Jüpiter-Uranüs-Neptün aspektleri, her ikisinin de objeye belirgin bir açıdan baktıklarını doğruluyor. Ancak, astrolojik açıdan objeyi değerlendirmedeki bu benzeyişi mesela Klee'nin "Rosengarten – 1920", "Haupt - und Nebenwege – 1929" veya "Tempelviertel – 1928" gibi eserlerinde görüyor olsak bile, bunlar ancak Devrim'in erken ve orta dönem çalışmaları ile karşılaştırılabilecek durumdadır. Ben, Devrim'in olgunluk dönemi eserlerindeki, meselâ objeyi zihninde yoğuruş kıvraklığını Klee'de hiç göremiyorum. Ama, astrolojik benzerlik var diye her ikisinin de bu imkândan aynı verimlilikle faydalanması gerektiğini varsayamayız.

Belki de Klee'nin Devrim kadar programlı ve özünde bütünlük sağlayıcı eserler verememesinin sebebi, duygusal yaşamında kadınlardan o denli nasibini almamış olmasından kaynaklanıyor. Yanılmıyorsam, sanat tarihinde eserlerinden bahsederken Klee'nin kendine has kuş formatından söz eden bir kritiğe rastlanmaz. Ama, konu Devrim'e gelince durum oldukça farklıdır. Muhakkak ki bu mesele, sanatçının yaratıcılığını gerçekten etkiliyor.

Maviden kırmızıya kanat çırparak süzülen kuşlara gözüm dalmışken, "telgrafın telleri" türküsü takıldı yine aklıma. Ama, bir türlü hatırlayamadım güftesinin devamını. Türküleriyle birlikte koca bir şehrin sesi soluğu yavaş yavaş boğuluyor, renkleri soluk gri tonlara bürünüyor, kuşları da birer birer kaçıp uzak diyarlara gidiyor artık. Belki de, Devrim'in İstanbul çeşitlemelerinden başka İstanbul kalmayacak galiba bu gidişle.

 

---oOo---