PDF dosyası 99 Kb

 

Bir Yorum: TV'de Reenkarnasyon

 

Halûk Akçam

 

Ruhsal Evrim dergisi, sayı 25 – 1988 Kasım/Aralık

 

8 Ekim 1988 Cumartesi günü saat 17'de tesâdüfen televizyonun ikinci kanalını açtıysanız ve "acaba bu da nedir?" diye programı bir süre seyrettiyseniz, muhakkak sonuna kadar tâkip etmişsinizdir.

İki genç hanım gazetecinin sunduğu programın ilk yarısında üç vaka tanıtılıyor ve röportajlar yapılıyordu. İkinci yarısında ise sayın büyüklerimizin değerli fikirlerine yer veriliyordu. Önce, sayın TRT yetkililerine reenkarnasyon adına böyle bir program yapılmasına imkân tanıdıklarından dolayı teşekkür ederiz. Ancak, konuşmaları kendi bildiğince makaslayıp ikinci bölümü kuşa çeviren yetkililer hariç tutulmak üzere.

Ayrıca, mevlit yayınlayan bir kuruluş olarak TRT'nin özellikle bu konuda neden bir din görevlisinin veya ilâhiyat fakültesinden bir uzmanın görüşlerine yer vermediği de anlaşılmadı. Kezâ, Türkiye'de yıllardır faaliyet gösteren bir "Metapsişik Derneği" bulunmasına rağmen, bu derneğin reenkarnasyon konusuyla ilgili fikirlerini de duymamıza gerek görülmemişti.

Programın ilk bölümünde, Antakya'nın köylerinden seçilen üç vakayla ilgili görüntüler yer alıyordu. Gümüşgöze köyünden onüç yaşındaki Gönül Büyükaşık, önceki yaşamında "Hatice Yeter" olduğunu ve kocasının baskısına dayanamayarak kendisini tren altına atıp intihâr ettiğini söylüyordu. Yukarıdöver köyünden Demet Kızılkan ise sekiz yaşındaydı ve önceki yaşamında "Besime Yayar" adında, boğularak bir kenara atılan hâmile bir kadın olduğunu belirtiyordu. Mağaracık köyündeki Zafer Kazan da beş yaşında olmasına rağmen kendisinin daha önce "Ekrem Paşazaimler" adında, içki ve sigara düşkünü bir adam olduğunu iddia ediyordu.

Üç çocuğun yakınları ile yapılan röportajlarda, bu vakaların gerçek birer tekrardan bedenlenme olayı olduğu izlenimini veren bazı ipuçları vardı. Fakat, bir TV programındaki görüntülere dayanarak kesin bir yargıda bulunmak imkânsız olduğu için, herhangi bir yorumda bulunamayacağım.

Türkiye'de bu türden 142 vaka tesbit edildiğini öğrendikten sonra, uzmanların görüşlerine ayrılan ikinci bölümü seyrettik:

Önce, gazeteci Cüneyt Şaşmaz'ın ikinci örnekle ilgili izlenimlerinı dinledik. Kendisi gördüklerinden oldukça etkilenmişti. Burada benim dikkatimi çeken bir husus oldu: Sekiz yaşındaki Demet, C. Şaşmaz'a eski bedenine ait mezarı gösterirken, konuşma biçiminde ve ses tonunda önemli bir değişiklik olmuş ve "mezarda geçen günlerini anlatırken" gazeteci Şaşmaz'ın üzerinde psişik bir etkilenme meydana gelmiş. Diğer yandan, bu çocuğun eski yaşamındaki âilesi olduğunu iddia ettiği kişilere de, ancak o ölmüş kişinin bildiği bazı şeylerin saklandığı yerleri veya olayların içyüzünü anlattığı belirtilmişti.

Kanaatimce, bu olayda spiritüalist deyimle "obsessif bir faktör"ün de yer almış olması mümkün görünmektedir. Yâni, boğularak bir kenara atılan "Besime Yayar" adındaki hâmile kadının, öldükten sonra yeniden bedenlenmesi yerine, Demet beş yaşında iken bu çocuğun üzerinde obsessif bir hâkimiyet kurmuş olması da mümkündür. Zirâ, gazeteci C. Şaşmaz'ın mezarla ilgili izlenimleri böyle bir ihtimâli kuvvetlendirmektedir. Bu vakanın obsesyon açısından incelenmesi gerektiği kanaatindeyim.

İkinci olarak, yine bir gazeteci olan Yalçın Pekşen'in bu konuda ne düşündüğünü öğrendik: "İnanılacak bir tarafı yok" diyordu sayın Pekşen. Ayrıca, bu tekrardan bedenlenme iddiası "zararlı bir inanış" da değilmiş. Güneydoğu illerinde hemen hemen her evde görülürmüş. Evlerden bahsedince, aklıma kendisinin de dâvet edildiği bir irtibat celsesinde, yerden havaya doğru kalkmaya başlayan masanın karşısında nasıl paniğe kapıldığını ve salonun içinde oraya buraya koşuşturduğunu hatırladım. Kendisine korkacak bir şey olmadığını anlatmaya çalışmamıza rağmen, avazı çıktığı kadar "düzmece bunların hepsi, ruh-muh falan yok, yakın şu ışıkları, bırakın beni, gitmek istiyorum!" diye bağırmasına herkes şaşırmıştı. Belki, bu vakalarda da korkulacak bir taraf bulmuş olabilir. Çünkü, o irtibat celsesiyle ilgili yazısında da herkesin sadece kendisini heyecanlandırmak için "düzmece bir numara çevirdiğini" iddia etmişti. Sayın Pekşen'i şimdi de reenkarnasyon ile korkutursanız, bu sefer de sizi "bir alay kaçık" olarak damgalayabilir.

Gazetecilerden sonra, uzman kişilerin görüşlerini dinledik: İlk olarak Dr. Can Polat, daha önce bizzat incelediği 48 vakaya dayanarak, kendi kanaatini örneklerle anlattı. ABD, Virginia Üniversitesi adına Türkiye'deki reenkarnasyon vakalarını inceleyen Dr. Polat'ın, daha önce Reşat Bayer'in aynı üniversiteden Prof. Ian Stevenson için yaptığı örnek vaka toplama çalışmasını devam ettirmekte olduğunu öğrendik. Dr. Polat'ın bizzat bu konuları araştırmış olması sebebiyle, sanırım kendisine daha fazla konuşma süresi tanınmalıydı. Çünkü, önyargıya kapılmadan, bilimsel bir zihniyetle bu konuları ele alabilecek ender kişilerden biridir kendisi ve Türkiye'nin de Dr. Polat gibilere ihtiyâcı var.

İkinci uzman Prof. Dr. Özcan Köknel'in bu konuda hiçbir araştırma yapmadan elini kolunu sallayarak stüdyoya gelmiş bulunduğunu öğrendik. "Ruh ötesi olayları incelemek çok güç" diyor sayın Köknel. Kendisinin İst. Tıp Fakültesi'nde gerçekten kıymetli bir bilim adamı olması sebebiyle, en azından üzerimizde bıraktığı bu intibaı gölgelememek için, önceden biraz literatür karıştırarak konuşmaya hazırlanmış olmasını beklerdik. Halbuki, "ortak bilinç altı, hafıza hatâları, çevre etkileri" gibi bir sürü modası geçmiş klasik deyimleri tekrarlamak yerine, çeyrek asırlık hekimliği boyunca bu konuyu incelemeye hiç gerek görmediğini açıkça söyleyebilirdi. Oysa, "Reenkarnasyon insan inancına dayanıyor... Kesin bir şey söylenemez... İlginç olaylar bunlar..." gibi sözleri herhangi birisinden de duyabiliriz. Uzman olarak çağırılan bir bilim adamının araştırma yapması gerekir.

Üçüncü olarak dinlediğimiz Prof. Dr. Recep Doksat da aynı dalda yetişmiş bir bilim adamıydı ve toplum karşısında bu ünvânın sorumluluğunu bilen birisi olarak dikkate değer hususlara değindi. Sayın Doksat'ın büyük ölçüde kesintilere uğramış konuşmasından, programa yansıyan bazı bölümleri burada tekrar duyurmak istiyorum:

"Bu vakalar vardır. Reenkarnasyon sadece Güneydoğu illerinde değil, bütün dünyada görülen bir vakadır... Bu olaylar kollektif gayri-şuur (ortak bilinç-dışı) veya sosyal bir inanç konusu olarak geçiştirilemez... Bu konuları incelemek için mutlaka psikolog veya psikiatrist olmaya gerek yoktur... Psikolojik açıdan ruh, beden yok olduktan sonra beyinle birlikte ortadan kalkan bir gölge hadise, bir epifenomen (yan etki) olarak düşünülmüştür... Burada ise teolojik açıdan, beden yok olduktan sonra varlığını devam ettiren, var olan bir cevherden bahsediliyor. Dolayısıyla, teologları (ilâhiyatçıları) da ilgilendiren bir konudur..."

Sayın Doksat, Adana'da şâhit olduğu bir reenkarnasyon vakasından bahsettikten sonra, önceki yaşamları hatırlama ile ilgili olarak kendi araştırmalarından bir örnek verdi ve beynin temporal lobunda bazı aksaklıkların olabileceği hipotezini öne sürdü. Ne yazık ki, bu bilim adamımızı daha fazla izleyebilme imkânımız yoktu. Çünkü, stüdyoda sırasını bekleyen Sayın Suna Tanaltay hanımın masallarla ilgili fikirlerini açıklaması gerekiyordu.

Psikolog olan Suna Tanaltay, bu vakalarda anlatılanları "masalsı öyküler" olarak niteledi ve'"yanlızlık, ölüm korkusu korkuların en büyüğüdür" diye buyurdu. Reenkarnasyon da bu korkuyu "yumuşatan çekici bir inanç" imiş. "Yanlızlık" diyerek telaffuzda başlattığı yanlışlıklarını kavramlarda da sürdüren bu hanımın mesleğindeki başarılarını bildiğim için, Yalçın Pekşen üstadımızla birlikte korkulara ve "yanlızlığa" bir çare bulmalarını ve ondan sonra bu konuyu tekrar ele almalarını öneririm. "Bunlar tatlı, masalsı güzel öykülerdir" diye yeniden aynı masallardan bahseden sayın Tanaltay, "isteyen inanabilir" diyerek bir de cevaz verdi ve konuşmasını bitirdi. Evet, önemli bir nokta vardı konuşmasında: "Bunlar test edilmelidir" diyordu, fakat masalsı öykülerin nasıl test edileceğini açıklamayarak bizi çok büyük bir merakta bıraktı. Çünkü, böyle bir test biçimini şimdiye kadar duymamıştık.

Masallar faslından sonra, Dr. Psikiatrist Ergon Mengi, "hekim olarak yaklaşabilmek için bu konuyu kendi metodlarımızla incelemeliyiz" dedi. Sayın Köknel'in anlattıkları yetmiyormuş gibi, bu defa Dr. Mengi'den yine aynı klasik "deja-vü, halüsinasyon, epilepsi, motifiziye edilmek" gibi terimlerle, konuya - aynen kendisinin de belirttiği gibi - "hekim olarak nasıl yaklaşılacağını" bize göstermiş oldu. Aslında geçen yüzyıldan kalma hekimlik anlayışı ile böyle yaklaşıldığını biz bilmiyor değiliz. Ayrıca, "motifiziye edilmek" ne anlama geliyor, bir türlü bulamadım. Ama, önemli değil. Çünkü, sayın Mengi "evrenin güzellikleri içinde hayatın çok kısa oluşu, insanın tekrardan gelme arzusunu doğuruyor" dedi. Buna ek olarak da, "keşke tekrardan gelebilseydik" diyerek bir özlemini dile getirdi. Sayın Mengi üzülmesin, gelecek sefere biz yine buradayız efendim. Teşriflerinizi bekleriz.

Böylece, 35 dakika içinde üç vaka örneği, iki gazeteci ve beş uzman ile "serbest saat"imizi değerlendirmiş olduk. TRT açısından, bu konunun seçilmesi takdîr edilecek bir davranıştı. Fakat, Dr. C. Polat ve Prof. Dr. R. Doksat dışında, konuyla ilgisi olmayan kişilerin ekrana uzman diye çıkarılması çok büyük bir hatâ oldu. Uzmanlık dalı psikoloji veya psikiatri ile sınırlı olan kişilerin parapsikolojik olayları incelemesi, bu kişilerin merâkına kalmış bir meseledir. Bildiğiniz gibi, ülkemizde fazla merâk iyi karşılanmaz. Dolayısıyla, uzmanlarımız da bu konuları ancak bu kadar değerlendirebilirler. Yâni, mesele sadece TRT'nin yanlış seçimi değildir. Ortada konuşacak kimse yok ise, TRT ne yapsın!

Son olarak, sayın Doksat ve sayın Polat'tan kişisel çalışmalarını sadece bir iletişim aracında soru yöneltildiğinde değil, ülkemizin bu alandaki boşluğunu gidermek amacıyla, kitap veya rapor biçiminde duyurmalarını bekliyoruz. Hiç olmazsa, diğer bilim adamlarımız da - böyle bir konu tekrar gündeme geldiğinde - bu yayınlar sayesinde abuk sabuk konuşma serbestiyetini bir daha bulamazlar.

Okuyucularımızın da hatırlayacağı gibi, reenkarnasyon konusunu daha önce dergimizin 2.-5., 11., 15.-22. sayılarında yayınlamış bulunuyoruz. İlgilenenler, bu yazılardan bilgi edinebilirler.

---oOo---