PDF dosyası 202 Kb

 

BİLİMSEL ZIRVALIK VE KURAN

 

Haluk Akçam

 

31 Temmuz 2005

 

Geçenlerde, Prof. Dr. Dursun Koçer hocamıza bir dosya gönderip fikrini sormuşlar. Dursun Hoca da, benim bilimsel cilâsı olan zırvalıkları deşifre etmekten hoşlandığımı bildiği için, dosyayı bana yollamış. Okuduktan sonra aklıma bazı sorular geldi ve bunları bir makale çerçevesinde sizlerle paylaşmak istedim.

Önce, elbette ki konunun bilimsel gibi görünen yanına değinmek gerekiyor: Adının Muhammad Zuhti olduğunu belirten bir zatın hazırladığı PowerPoint dosyasında, Mısırlı fizikçi Dr. Mansour Hassab el-Naby tarafından icad edildiği söylenen bir formulasyon var. Mûcid fizikçimiz, 1990 yılında bu konuda bir makale yazmış: Makalenin başlığı "A new astronomical Quranic method for the determination of the greatest speed C", yani "En büyük hız C'nin belirlenmesi için yeni bir astronomik Kuran yöntemi". Yazıyı okuyunca anlıyorsunuz ki muhteremin "en büyük hız C" ile kasdettiği şey, ışığın boşluktaki hızıdır. Mısırlı fizikçinin makalesini, İnternet'teki İslamî olduğunu söyleyen her sitede bulabilirsiniz. Kuran'dan referans olarak gösterdiği bazı âyetlerin konu ile ne gibi bir ilgisi olduğuna daha sonra değineceğim. Önce, mûcidimizin enteresan iddiasını anlamaya çalışalım:

Dr. Mansur'a göre, ışığın hızını hesaplamak için öyle hassas aletlerle ölçüm yapmaya filan gerek yoktur. Michelson gibi garibanlar boş yere bilimsel deneyler ve ölçümlerle vakit harcamışlardır. Zira, bunun nümerik olarak değeri yüzyıllar öncesinden Kuran'da açıkça belirtilmiştir. Bu iddiasını kanıtlamak için, Dr. Mansur bazı âyetleri sıralamış ve bu âyetlerde anlatılanlarla ne alâkası olduğuna fazla değinmeden sonunda şöyle demiş: "Secde suresinin 5. âyetinde göre, olayların bir günde aldığı mesafe, Ayın bin yılda yani onikibin ayda katettiği yola eşittir!" Elbette ki, aşağıda göreceğimiz gibi, Secde:5 âyetinin bu iddia ile zerre kadar ilgisi yok. Ama, şimdilik bu tefsir meselesini bir kenara koyup mûcidin iddiasına devam edelim. Bilimsel gözüksün diye, muhterem formüller yazmış. Ben de aynen onun gibi yapıyorum ve tanımlarına bilimsel bir açıklık getirerek olduğu gibi aktarıyorum:

Mansur'un İddiasının Bilimsel Yanı

Işığın hızına "c", günün uzunluğuna "t", Ayın bir ayda izlediği yolun uzunluğuna "L" dersek; Mansur'a göre, c ´ t = 12000 ´ L oluyor. Bu noktada, Mansur bize siderel günün uzunluğunun 86164.0906 saniye ve siderel ayın uzunluğunun da 27.321661 gün olduğunu hatırlatıyor ve devam ediyor: Ay yörüngesi üzerindeki bir dolanımını tamamlandığında, Yer de Güneş'ten bakıldığında, a = 360° ´ 27.321661 / 365.256360417 = 26.928478258 yay derecesi kadar ilerlemiş olacaktır.

Sonra, hiç gereği olmasa bile, basit geometri ile Ayın yörünge hızını hesaplıyor. Siderel ayın uzunluğu (T) 655.719864 saattir. Ayın yörünge yarıbüyük ekseni 384404.377 km ve eksentrisitesi de 0.05554553 olduğuna göre, Yere uzaklığı (r) ortalama 384108 km'dir. Bu durumda yörüngesi üzerinde Ayın, v = 2 ´ p ´ r / T eşitliğine göre saatte ortalama 3680.56 km hızla dolanıyor olması lâzım. Ancak, hernedense Mansur'a göre Ayın Yere uzaklığı 384264 km'dir ve Ayın yörünge hızı da 3682.07 km/saat'tir. Üstelik, kendi uydurduğu bu nümerik değerlerin NASA tarafından kabul edildiğini de hiç çekinmeden öne sürüyor. Oysa, gerçekte durum böyle değil. Öncelikle, ortalama orbital velosite daire üzerinden hesaplanmaz, yarı büyük eksen ve eksentrisiteye göre bulunur. Diğer yandan, Mansur'un formülasyonunda velositeye hiç gerek yoktur ve sadece akıl bulandırmak için ortaya atılmıştır.

Ardından, şöyle bir açıklama getiriyor: Güyâ Albert Einstein demiş ki, bu tür hızları hesaplarken, bu değeri illaki Yerin heliosentrik açılımının kosinüsü ile çarpmak gerekiyormuş. Yani, V = v ´ cos a eşitliğine göre, V = 3281.49 km/h oluyor, ama bunun ne anlama geldiğini biz bilemiyoruz. Belki orbital velosite komponenti olabilir diye düşünüyoruz, ama bu kez de seçtiği açı değerinin konuyla alâkası yok. Yani, tam bir deli saçması!

Sonra, daha da saçmasapan bir iddiada bulunuyor ve Ayın bir siderel ayda izlediği yolun L = V ´ T = 2151738 km olması gerektiğini söylüyor. Doğrusu, zırvalamanın sınırı yoktur ama bu kadar körlemesine az rastlanır! Yarıçapı ortalama 384108 km olan dairesel bir yörüngenin uzunluğunu hesaplamayı ortaokul talebesi bile kolaylıkla becerirken, fizik doktoru olduğunu söyleyen Mansur efendi, bu iddiasıyla basit geometri bilgisinden bile mahrum görünmektedir. Kaldı ki, gökcisimlerinin yörüngeleri dairesel olmaz ve nihayet Ayın eliptik yörünge uzunluğu da ortalama 2413419 km kadardır.

Aslında, bu gevelemenin kısaca L = 2 ´ p ´ r ´ cos a demek olduğunu anlıyoruz. Yani, velosite hesaplarına hiç gerek yok, ama akıl bulandırmak için yalan yanlış da olsa kullanılıyor.

Ancak, bütün bu keyfi seçilmiş değerleri kabullensek bile, Mansur'un formülündeki "bin yıl onikibin ay eder"in hangi zaman birimine göre olduğu belli değildir. Eğer bu bin yılı siderel yıl olarak ele alırsak, "ay" olarak karşımızda 365.256360417 / 12 = 30.438030035 gün gibi Ay ile ilgili hiçbir peryoda uymayan rastgele bir rakam buluruz. Eğer bu süre Ayın siderel yörünge peryoduna göre ise, 12000 ´ 27.321661 / 365.256360417 = 897.615942 siderel yıl anlamına gelir. Yani, bin yıldan yüz küsur yıl eksik olur. Mansur efendi sürekli olarak siderel peryotlardan bahsederken, bu 12000 ay meselesine gelince ansızın siderel olmasına gerek kalmadığını düşünmüş olmalı!

Mansur'un müthiş formülasyonundaki en önemli unsur ise, seçilen birimlerle ilgilidir. Bilimsel olarak bir denklemde parametrelere göre değerler belirlenir. Diyelim ki "c"nin ne olduğunu bilmiyoruz. O takdirde, c ´ t = 12000 ´ L denklemini c = 12000 ´ L / t olarak yazarız. Burada "L"nin uzunluk biriminden kilometre ve "t"nin zaman biriminden saniye cinsinden verilmesiyle, "c" saniyede kilometre olarak belirlenir ve 12000 sayısı da mesela pi sayısı gibi bir sabite olarak kalır. Ama, bu 12000 sayısını Mansur'un yaptığı gibi zaman ile ilgili olan "takvim ayı" birimi ile tanımlarsanız, "c" nin belirlenmesi için geriye sadece uzunluk birimi kalacaktır. Oysa, ışığın boşlukta veya herhangi bir ortamdaki hızından bahsederken, soba borusu ölçer gibi sadece uzunluk birimi ile bunu tanımladığınızda sonuç zırvalık olur.

Mesela, arabanın hızı 150 km derseniz, bunun halk dilinde kullanımsal bir anlamı olabilir ama aslında saatte 150 km hızla gidiyor demektir. Mansur da burada ışığın hızından bahsederken, saniyede şu kadar kilometre hızla yol alır diyecekken, "saniyede şu kadar kilometre ay hızı var" diyor. Bunun ne anlama geldiğini herhalde bir tek kendisi anlayabilir!

Diyelim ki, Mansur'un dili sürçtü ve 12000 sayısını "takvim ayı" olarak niteledi ama aslında bunu bir sabite olarak düşünmüştü. Fakat, o zaman da konunun Kuran ayetine bağlanacak hiçbir yanı kalmıyor. Bilimsel notasyon ile yazacak olursak, adam kısaca şunu söylemiş:

a:= Ayın yörünge yarıbüyük ekseni km cinsinden, e:= Ayın yörünge eksentrisitesi, t:= Siderel günün uzunluğu saniye cinsinden, T:= Siderel yılın uzunluğu gün cinsinden, P:= Ayın siderel peryodu gün cinsinden olduğunda:

a = 360° ´ P / T   ;   r = a ´ ( 1 - e² )¼   ;   c = 2 ´ p ´ r ´ cos a ´ 12000 / t

denklemi ile ışığın boşluktaki hızının 299670.72 km/s olduğunu iddia ediyorum, demiş. Oysa, bilimsel ölçümlere göre bu değer c = 299792.458 km/s'dir. Demek ki iddiası yanlışmış.

Aslında, Mansur bu denklemle 299792.5 sayısını bulduğunu da zannediyor. Çünkü, Mansur'a göre dairesel olan Ayın yörüngesinin yarıçapını ölçmek yerine şu formülle hesaplamak gerekiyormuş: r = c ´ t / (12000 ´ 2 ´ p ´ cos a) = 384263.57 km! Yani, bu mantık karşısında elbette ki söylenecek söz olmaz. Önce "c"yi bulmak için "r" parametresini içeren bir denklem yazacaksınız, sonra da "r"yi tanımlamak için "c" parametresini kullanacaksınız. Bu adam hangi üniversitede fizik okumuş acaba, diye merak ediyor insan!

 Ama olsun, ziyanı yok, herkes hata yapabilir. Gelecek sefere yine rastgele seçtiği başka sayılarla değişik denklemler kurarsa belki daha isabetli sonuçlar alabilir. Yöntemi bilimsel olmadığına göre, sebep sonuç ilişkisinden de hiç bahsetmeye gerek yok, elbette ki.

Mesela, Boğaz köprüsünün uzunluğunun karesini üzerinden geçen günlük araç sayısı ile çarpıp boğazda esen rüzgarın yıllık ortalama hızına bölerek de buna yakın bir sonuç çıkarabilirsiniz. Üstelik "köprü" kelimesi Kuran'da da yer aldığından, Mansur'dan sonra sizin de adınız İnternet'te müthiş İslam âlimi olarak anılır. Bilimsel çevrelerce bu girişiminiz "deli saçması" olarak nitelense bile, sonunda meşhur olursunuz.

Mansur'un İddiasının Teolojik Yanı

Aslında, fizik doktoru olduğunu söyleyen Mansur'un bu geçersiz varsayımının Kuran'daki herhangi bir âyetle ilgisi yok. Ama, kendisi öyle olduğunu zannediyor ve gerekçe olarak da 32. Secde suresinin 5. âyetini gösteriyor. Sözkonusu âyetin aslı şudur:

Türkçesi: "Gökten yere emri tedbir eder. Sonra da o ona çıkar. Bir günde ki miktarı sizin sayınızdan bin sene eder." Burada "yüdebbirulamre" ifâdesinde, "amr"ı umûrun müfredi ve tedbiri de bir işin sonrasını görerek ona göre gereğini belirlemek olarak tercüme ettiğimizde, Allah'ın yeryüzündeki işleri "min es-semâ'i ilel-arzı" yukarıdan aşağıya indirmek suretiyle düzenlediği anlamı çıkmaktadır. "Sümme yea'rucû ileyhi" de, bunun yani "amr" ile tanımlanan işlerin sonradan onun katına çıktığını belirtir. "Fî yawmin" ise, bu işlemin bir günde olduğunu söyler ve ardından "kâne mıkdarühû..." bu günün sayısı "memma teauddûne" sizin anlayışınızla "elfe senetin" bin senedir, diye ekler.

Kuranda "amr", ilâhi irâdenin tecellisi olarak tanımlanmıştır. Türkçede biz buna kısaca "Allah'ın emri" deriz. Hatası yoktur ve bundan kaçınılmaz. Nitekim, 65. Talâk suresinin 12. âyetinde şöyle denir: "Allahüllezî halaka sebaa semâwâtin..." O Allah ki yedi gök yaratmış, yerden de bunların mislini. Aralarından "amr" sürekli iniyor ki bilesiniz Allah'ın gücü herşeye yeter ve Allah herşeyi ilmiyle kuşatmıştır.

Bu örnekleri çoğaltmak mümkündür ve hiçbirinde de ışık hızına veya Ayın yörüngesine atıfda bulunulmamaktadır.

Keza, Allah indindeki bir günün bize göre bin yıl etmesi misali de bu işlemin ne denli muazzam olduğunu kavrayabilmemiz içindir. Mesela, 70. Mearic suresinin 3. âyetinde şöyle denir: "Taarucû-l melâiketü wa-r rûhu ileyhi fî yawmin kâne mıkdaruhû hamsîne elfe senetin." Yani, Melekler ve Ruh ona çıkar bir günde ki bunun sayısı elli bin senedir. Yine Mearic suresinin bir önceki âyetinde Allah, "zî'l-meâric" sıfatı ile anılmaktadır. Yani, "mi'rac"lar sahibi. Mi'rac, aşağıdan yukarıya çıkmaya mahsus vasıta, vesile veya mertebenin genel adıdır. Keza, mearic ile yedi göğün anıldığı fikri galiptir. Böylece, yukarı çıkmaya veya O'na ulaşmaya yarayan yedi göğün sahibi Allah'a, Melekler ve Ruh bir günde çıkar ki bu günün miktarı ellibin yıldır, deniyor. Burada yine azamete binaen, yani bu işlemin büyüklüğünü belirtmek için bu kez de Allah indindeki bir günü ellibin yıl gibi düşünmek gerektiği ikaz edilmiş. Diğer yandan, unutmayalım ki burada adı geçen "rûh" da Allahın "amr"ındandır.

Bu örnekleri ne kadar sıralarsak sıralayalım, Allah Kelâmı vesveseli insanların gözünde muhakkak ki batıla meyil ile tefsir edilecektir. Nitekim, bunun böyle olduğunu çeşitli vesilelerle görüyoruz. Ülkemizde de birtakım kişiler çıkıp, Kuran'ı alet ederek gelecekten haber verdiklerini söyleyerek insanları kandırıyorlar. Bu suretle yapılan işlerin hepsi şeriaten küfürdür. Zira Allah, insanlara doğru yolu bulmaları için bir Kitap lûtfetmiş ve onu "okuyup anlayarak" sapkınlıktan kurtulmalarını emretmiştir. Allah'ın emri budur. Yoksa, âyetlerden ahkam çıkarmak suretiyle ışığın hızını hesaplamak veya gelecekte ne olacağını söylemek için değil. Nitekim, yazıldığı üzere "Emri sonradan Allah'a ulaştığı" gibi, insanların da yaptıkları hiç kuşkusuz ona ulaşmaktadır ve bu hususta benim daha fazla konuşmama gerek yoktur.

Kuran-ı Kerîm'i Bilimselleştirme Çabası

Kanaatimce, insanlara "doğru yol"u gösteren her eser, ister Allah Kelâmı olsun isterse insanî çaba ile husule gelsin, maksadına uygun kullanıldığı nisbette kıymet kazanır. Diğer bir deyişle, müslüman olanlar Kuran'ın içinde buyurulduğu gibi, mesela orucu nefislerini terbiye için, namazı Allah'a yaklaşmak için, örtünmeyi iffetli olmak için ve yine Kuran'daki ölçülere göre ifrat ve gösterişe yer vermeden kendi özel yaşamlarında uyguladıkları zaman, müslüman olmayanların gözünde hem Kuran'ın hem de İslamın değerinin artmasına ve ilgi duyulmasına vesile olurlar.

Ancak, genellikle hâkim olan temayül, Kuran'ı adetâ bir fizik dersi kitabı veya olacakların şifreli biçimde yazıldığı kehanet kitabı gibi tanıtmaya yönelik gayretlerden ibarettir. Bu suretle zannediliyor ki, insanlar bu büyük sırlarla dolu kitabın ve mucizelerle donanmış bir dinin önünde diz çökerek tövbe edecekler. Ne var ki, işte burada da emsal teşkil ettiği gibi, insan gayreti ile yarım yamalak uydurulan bazı şeyleri bilimsel bir havaya sokup buna bir de kanıt olarak Kuran'dan âyetler verilince, sonunda gerek İslamı gerekse Kuran'ı küçük düşürücü girişimler ortaya çıkıyor.

Düşünün bir kere, eğer Kuran ve İslam hakkında bilgisi olmayan bir kimse, mesela bu Mısırlı Mansur'un deli saçması iddiasına bakarak, sonunda Kuran'ın içinde gerçekle ilgisi olmayan yalan yanlış şeyler yazıldığı kanısına kapılmaz mı? İnternetteki bu tür propaganda sitelerinde Mansur'un zırvalığı sanki çağımızın keşfi gibi anlatılıyor ve sonunda da "ey inanmayanlar, artık teslim olun ve tövbe edin!" gibi tehditler savruluyor. Diğer yandan, bazı İslam karşıtı sitelerde de, "işte biz söylüyorduk zaten bu dinin ne denli gerçek dışı ve yanılgılarla dolu olduğunu!" tarzında makaleler yayınlanıyor.

Eğer gerekseydi, elbette ki bu muhteşem eseri yaratan tarafından fizik veya astronomi ile ilgili formüller de Kitabın içine konulurdu. Oysa, Kuran-ı Kerîm'in indirilişindeki gaye, insanlara öncelikle nefislerini terbiye etmeyi ve doğru yol üzerinde yürümeyi öğretmektir. Bu maksatla, insana çevresindeki her şeyden örnekler vererek aklını kullanmasını ve sapkınlıklardan kaçınmasını öğütlüyor. Bu örnekler bazen tarihten, bazen tabiattan, bazen de maneviyattan seçilmiştir. Ama, Kuran'ın hiçbir yerinde fizik dersi verildiğini göremezsiniz. Sebebi de açıktır: Fizik veya astronomi formülleri ile insanın tekâmül edebilmesi pek mümkün değildir. Oysa, kainatın düzeninden, canlıların yaşam tarzından örnekler vererek, aklını kullanmasını bilen birine gerçekleri gösterip onu doğru yola davet edebilirsiniz. İşte, Kuran da bu anlamda mükemmel bir rehberdir, ama fizik kitabı değildir.

Konuyu uzatmamak için ilgili âyetleri burada sıralamıyorum. Merak edenler, Kuran-ı Kerîm'in aslına uygun bir tercümesini okuyarak bunu anlayabilirler. Eğer yeterli Arapçanız varsa, aslından da okuyabilirsiniz. Ama, tek kelimesini bile anlamadan Arapça Kuran okumanın kimseye faydası yoktur. Hadislerde, Hz. Muhammed'in Kuran'ı sık sık okumayı öğütlediği yazılıdır ve muhakkak ki bu doğrudur. Ancak, Hz. Muhammed'in kavmi Arap ve anadilleri de Arapça olduğuna göre, elbette ki onlara Türkçe tercümesini okuyun dememiştir.

Dinin Bilimsel Olması Gerekmiyor

Esas olan, insanın mânevi açıdan tekâmül etmesidir. Gerek din gerekse bilim bu yolda sadece birer araçtır. Keza, sanat da öyledir. Ancak, bunlardan sadece birine bağlanıp diğerlerini yok sayarsak işimiz güçleşir, hattâ bazen yolda tökezler kalırız. Akıllı kişi, bu araçları birlikte ve uyumlu biçimde kullanmayı bilendir. Eğer bunları birbirine karıştırmaya başlarsak, hiçbirinden yararlanamayız. Dolayısıyla, ne dinin bilimselleşmesine ne de bilimin din öğretisine uygun hale gelmesine gerek vardır. Bunları ayrı ve bağımsız birer disiplin olarak görüp hem bilimin verilerinden hem de dinin öğretisinden yararlanabiliyorsak, işte o zaman şuurlu bir davranış içine gireriz.

Belki ilk bakışta anlamsız veya çelişkili gelebilir ama, kanaatimce zaten aynı kaynaktan tek bir gerçeği insanlara aktaran bütün dini öğretilerin özünde bilimsel kıstaslar vardır. Ancak, bunu farkedebilmek kolay olmuyor. Farkedemeyenler de kendi inandıklarına bilimsel bir görünüm vermeye çalışırken, sapla samanı birbirine karıştırıp insanları büsbütün şaşkınlığa itiyorlar. Dolayısıyla, bu aşamada bizim için dini öğretileri bilimselleştirmeye çabalamak yerine, ilk önce onları doğru dürüst anlamaya çalışmak daha uygundur.

Bilim, çevremizde olup biteni kavrayabilmemiz için kendi mantığımıza göre bulduğumuz bir yoldur. Elbette ki eksiktir, ama sabırla ve kurallarına göre araştırdıkça her geçen gün daha fazlasını öğrenmemizi sağlar. Din öğretisi, yani ilahi bir sistemin bize gösterdiği yol ise kendimizi geliştirmemiz için gereklidir. Bu öğretide bazı öneriler vardır ki bunların sebebini mantık yoluyla henüz kavrayabilmemiz mümkün olmuyor. Ancak, ne anlama geldiğini kavrayamıyoruz diye bunları saçmalık olarak nitelediğimizde de hatâya düşüyoruz. Kısacası, kendimize yazık ediyoruz. Keza, bu anlayamadığımız konuları bilimsel bir edâ ile açıklamak istediğimizde de yine aynı hatâya düşüyoruz.

Bilim aklımıza, din öğretisi ise vicdanımıza rehberdir. Gerek bilim gerekse vicdan, bize doğruyu eğriden ayırdetmemizi sağlar. Vicdana yer vermeyen kişinin elinde bilim, atom bombası yapıp insanları telef etmeye yarar. Bilime yer vermeyen vicdan ise, aşırı sevgisiyle bebeğini göğsüne bastırıp havasızlıktan öldüren cahil ana gibidir.

Bilimsel ne varsa bunları bir bilgisayara yükleyin ve günün birinde yüreğinizi yakan bir olay karşısında bilgisayardan çare bekleyin. Alacağınız cevap, hiç kuşkusuz bilimseldir. Ama, aradığınız çare değildir. Oysa, bu çaresizlik içindeyken inandığınız dinin kutsal kitabını kendi dilinizde okursanız, aradığınızı orada mutlaka bulursunuz. Cevap belki bilimsel değildir, ama eğer okuduğunuzu anlıyorsanız, oradaki üç-beş cümle sizin kalbinizde bir ışık yakar ve o aydınlık sayesinde manevi ızdırabınız diner. Veya, inancınız gereğince, kimseye gösteriş yapmadan gizlice iki rekat namaz kılarsınız ve ardından kalbinize ferahlık gelir, huzur bulursunuz. Namazın bilimsel bir yanı yoktur. Bilimsel açıklaması da şimdilik yoktur. Ama, bugün bizim farkında olmadığımız bir âlemde bize bir kapı açar. İşte bu yüzden, namaz için "sizi O'na yakınlaştırır" denmiştir. Yeter ki bunu samimiyetle ve kendiniz adına yapın.

Diğer yandan, bir de şöyle düşünelim. Yaz sıcağından bunaldığımız bir günde, canımız soğuk bir bardak su çektiğinde, bunu bize sağlayan buzdolabının ardında sadece bilimsel birikimin sağladığı teknoloji vardır. Gece vakti Güneş çekildiğinde elimizdeki kitabı yağ kandilinde değil ama yüz vatlık ampul ışığında okuyabiliyorsak, bunun da ardında Edison adındaki bir bilimadamının yüzlerce deneyi vardır. Bilimadamları sadece dini öğreti ile eğitilmiş olsalardı, bugün soğuk suyu hâlâ kuyudan çekiyor ve elyazması kitabı da yağ kandilinde okuyor olacaktık. Edison ve benzerlerinin vicdan muhasebelerinde onların kişisel gelişmesine yardımcı olan dini öğretiler sayesinde bu imkanlar oluşmadı. Bilimsel araştırma, deney ve ölçümlerle bunlar oldu. Evet, bir açıdan baktığımızda, bunların hepsinin Allah'ın rızasıyla olduğunu söyleyebiliriz. Bütün bunların hepsinin ardında bizim farkedemediğimiz bir sistemin kanunları işliyor elbette ki. Ama, henüz o kanunların ne olduğunu bilmiyorsak, bilimsel araştırmalara yine dini öğretileri karıştırmadan devam edeceğiz ki ilerleyebilelim.

Bilim ve dini birbirine karıştırdığımız anda, ortaya garip ve çoğu kez yanıltıcı bir araç çıkacaktır. Bugün geldiğimiz seviyede, bilimsel açıdan ne Tanrı vardır ne de melekler. Bilimsel açıdan ölümden sonrası bilinemez, âhiret hayatı da masaldan ibarettir. Neden böyle diyoruz? Zira, bunları bilimsel yöntemlerle ölçmeye veya denemeye gücümüz yetmiyor. Şimdi, eğer bilimsel gibi görünen birtakım abuk sabuk yollar icat edersek ve anlamaya gücümüzün yetmediği bazı dini öğretilerden tevil yoluyla çarpıtarak seçtiğimiz tanımlamaları bu uyduruk yoldan açıklamaya kalkarsak, sonunda hem bilimsel açıdan saçmalamış oluruz hem de inanan kişilere yanlış mesajlar vermiş oluruz.

Eğer şarlatanlık yaparak ün veya para kazanmak gibi bir hevesimiz yoksa, inanmasak bile en azından insana saygı uğruna Allah Kelamı'nı çarpıtmamaya özen göstermeliyiz. Zira, bunun sayesinde nice insanlar kurtuluş bulmaktadır. Keza, bilimsel araştırmalara bakıp alelacele hükme varanları da hakir görmemeliyiz. Neticede bu bir yöntemdir ve elbette ki insanın gelişmesine büyük bir katkısı olmaktadır. Bugün bilimsellik uğruna reddeden insan, bir gün gelecek ve yine o bilimsel yöntemler sayesinde reddinden vazgeçecektir. Ama, Kuran'dan hiç ilgisi olmayan âyetler gösterip abuk sabuk formüller yazarak kimseyi kandırmaya hacet yoktur.

---oOo---