GÜNEŞ TUTULMASI VE DEPREM

Haluk Akçam

01.10.2004

                         

1999 yılındaki büyük depremden sonra, doğal olarak herkesin konuya ilgisi arttı ve en ufak bir sarsıntıda dahi uzmanlara "şimdi bu artçı mı oluyor, yoksa tetikleyici mi?" benzeri sorular yöneltir olduk. Bu arada, sismoloji alanında uzmanlaşmamış vatandaşlarımızın görüşlerine daha fazla rağbet eden medya yüzünden, ruhsal dengeler de gittikçe daha bozulur oldu.

Konunun gerçekten uzmanı olanlar, İstanbul için yıkıcı etkisi kaçınılmaz bir deprem olasılığının yüksek olduğunu ve bunun da yakın gelecekte beklendiğini duyurmanın ötesinde, haklı olarak kesin konuşmaktan kaçınıyorlar. Zira, bilimsel açıdan bir depremin nerede ve ne zaman olacağını kesin olarak önceden bilebilme imkanına sahip değiliz. Ancak, Kuzey Anadolu Fay Hattı'nın batı ucunda, Marmara bölgesinde yapılan incelemeler, Marmara Denizi'nin kuzey sınırındaki bölümde, sekiz-on yıl içinde büyük çapta bir kırılma olasılığının bulunduğunu göstermekte. Ancak, bu olasılık yarın da gerçekleşebilir, sekiz sene sonra da. Bunun ötesinde ortaya atılan bütün iddialar ise sadece birer varsayımdan ibaret.

Varsayımlar ise, konunun uzmanı olan kişilerce öne sürüldüğünde değer taşırlar. Bu bakımdan, değerli uzmanlarımızın halka hitaben yaptıkları açıklamalarda, daima dikkatli olmak gibi bir görev bilinci taşımaları gerekiyor. Gerçekten de uzmanlarımız bu konuda gayet duyarlı davranıyorlar. Ancak, arada bir zırvalayanlar da olmuyor değil. Örneğin, bu alandaki düşüncelerini sürekli medya kanalıyla duyurmayı seven bir uzmanımız, beklenen büyük depremin 2006 yılında olacağını öne sürmüş. Gerekçe olarak da, 1999 depremi ile depremden yaklaşık bir hafta önceki Güneş tutulması hattının ülkemizden geçmesi arasında bağlantı kurup, 2006 yılında da benzeri bir tutulma olacağına dayanarak yine yıkıcı bir deprem yaşayacağımızı iddia etmiş.

İlk duyduğumda, bu saçma sapan iddianın kötü bir şaka olduğunu düşünmüştüm. Ancak, röportajın band kaydını görünce, sinirlenmedim desem yalan olur. Bu muhterem acaba iddiasıyla ilgili bir araştırma yaptı da ona göre mi konuşuyor, diye soruşturdum. Bildiğim kadarıyla, ortada böyle bir araştırma yok, ama sadece iddia var. Halk arasında yayılan, "29 Mart 2006 günü vuku bulacak olan Güneş tutulmasının ardından Nisan ayında yıkıcı bir deprem yaşayacağız!" biçimdeki asılsız dedikodunun kaynağı, bilimsel hiçbir dayanağı olmayan, tamamen uydurma bir sözden ibaret. Ne var ki, bu asılsız haberi duyanlar doğal olarak telaşa kapıldılar ve bu yüzden yaşamları her gün olumsuz biçimde etkileniyor.

Bu tür bir iddiayı falcılar ortaya atsalar, onları suçlayamayız. Çünkü, falcılar zaten sürekli olarak birşeyler uydururlar. Ama, bilim adamı sıfatıyla ortaya çıkıp bu tür bir iddiada bulunmak, kanımca bilim ahlakına uymaz.

Yine de, bu varsayımın ardında belki bir araştırma vardır, diye düşünerek aynı yönde bir araştırma yapmayı uygun buldum. Aşağıda özetini okuyacağınız incelememde, konunun herkes tarafından anlaşılabilir olabilmesine büyük özen gösterdim. Zira, bilim çevrelerinde zaten bu gibi bir tutulma-deprem ilişkisi olmadığı kesin olarak bilinir ve ciddi bir bilim adamından "tutulma hattı yakından geçtiği için deprem oldu" biçiminde saçmasapan bir açıklama duyamazsınız. Dolayısıyla, aşağıdaki açıklamalarda bilimsel terimlere ve gereksiz teknik anlatımlara hiç yer vermedim. Kısacası, bu araştırmam bilimsel temellere dayanıyor, ancak açıklamanın üslubu halkın anlayacağı biçimdedir.

Araştırma malzemesi olarak, Güneş tutulmalarıyla ilgili parametreler "NASA/GSFC Eclipse Center Data Bank" adına bölüm başkanı Dr. Fred Espenak tarafından yayınlanmış kaynaklardan alınmıştır. Sismolojik değerler ise "Kandilli Rasathanesi"nin İnternet sitesinde yayınlanan arşivin ve diğer katalogların taranması suretiyle çıkarılmıştır. Bu arada, Kandilli'nin arşivindeki elektronik dosya formatlarına bilimsel bir standard getirilmesini hâlâ bekliyoruz. İstanbul için lokal ölçümlerde ise kendi yazdığım programı kullandım.

Güneş Tutulması Nedir, Deprem Nedir?

Yerkürenin Güneş etrafında, Ayın da Yerküre etrafında döndüğünü biliyoruz. Bu iki yörünge yaklaşık olarak aynı düzlem üzerindedir. Ayın yörüngesi ise Yerküreninkine nazaran yaklaşık 5° kadar eğimlidir. Tropal olarak, Ayın bir dolanımı yaklaşık 27.3 gün sürer, Yerküreninki de bir sene, yani 365.2 gün. Dolayısıyla, yerden bakıldığında her 29.5 günde bir kez Ay, Güneşin çok yakınından geçer. Ayın yörüngesinin eğimi olmasaydı, her geçiş sırasında Ay Güneşi örtecek ve tutulma dediğimiz olay meydana gelecekti.

Ancak, Ayın Güneşi örtebilmesi için yörüngesinde Yerkürenin yörünge düzlemine çok yakın bir noktada olması gerekir. Bu özel durum ise yılda en az iki kere mümkün olabildiğinden, bir sene içinde en az iki en çok beş Güneş tutulması ile karşılaşırız.

Yeryüzünden bakıldığında, Ayın Güneşi örtmesi biçiminde olan tutulma sırasında eğer Güneşin tamamen örtüldüğü kısa bir süre var ise, buna "tam tutulma" (total eclipse) diyoruz. Eğer, bu tam örtülme hali gerçekleşmiyorsa, Güneşin sadece bir kısmı örtülüyorsa, buna da "parçalı tutulma" (partial eclipse) diyoruz. Diğer yandan, yörüngelerin elips biçiminden, yani çembere benzememesinden dolayı, gerek Ay gerekse Güneş, Yerküreye her an aynı uzaklıkta olmazlar. Bu yüzden, Güneş veya Ayın görünen kursunun çapı aynı kalmaz. Ayın Yerküreye en uzakta olduğu bir sırada tam Güneş tutulması durumu varsa, Ayın görünen çapı Güneşin görünen çapından küçük olduğundan, tam tutulma anında Güneş kursunun sınırında halka gibi parlak bir eğri açıkta kalır. Bu durumda da, "halkalı tutulma" (annular eclipse) denilen ilginç bir görünüm oluşur.

Ayın Yerküreye yakın olması yüzünden, Güneş tutulmalarında Yerküreden baktığımız yere göre örtülen alanın büyüklüğü de farklı olur. Örneğin, tam tutulma sırasında eğer tutulma merkezinin Yerküredeki izdüşümüne yeterince yakın değilseniz, bu olayı sadece parçalı tutulma olarak izleyebilirsiniz. Keza, tutulma merkezinden çok uzakta iseniz, bulunduğunuz yerden Güneşi görseniz bile tutulma olmaz. Ayın hareketi ve Yerkürenin dönmesi yüzünden, tutulma süresince tutulma merkezinin Yerküre üzerindeki izdüşümü aynı noktada kalmaz ve bir çizgi halinde yer değiştirir.

Yukardaki animasyonlarda, 1999 ve 2006 yıllarındaki Güneş tutulmalarında bunu hareketli olarak görüyorsunuz. Yerkürenin aydınlık yüzü, Güneşin izlenebildiği yerleri gösteriyor. Ortasında siyah bir nokta olan hareketli gölge ise tutulmanın parçalı olarak izlenebildiği yerleri gösteriyor. Siyah nokta, tutulma merkezinin Yerküre üzerindeki izdüşümü.

         

Depremler ise Yerküre kabuğunun hareketleriyle ilgili olup Güneş veya Ay tutulmalarından bağımsız olarak meydana gelirler. Yerkürenin içlerine doğru inebilirseniz, yüzeydeki toprak ve kaya biçimdeki yapının gittikçe farklılaştığını ve ısının arttığını görürsünüz. Bu kürenin içinde, soğan zarları gibi üstüste oluşmuş değişik katmanlar vardır. Basınç ve ısının arttığı kilometrelerce aşağıdaki tabakalarda sıvılaşma, manyetizma, rotasyon gibi sebepler yüzünden katmanlarda sürekli hareketlilik oluşur.

Yanardağ patlamalarında kraterden fışkırarak yüzeye akan lav gibi, Yerkürenin içinde de erimiş maden sıcaklığında hareketli bir kütle bulunur. Bu kütlenin mantosu olan soğumuş yer kabuğunun üstünde de biz yaşıyoruz. Ancak, derinlerdeki bu hareketlilik yüzünden, yer kabuğu çatlamış ve birbirine bitişik büyük parçalara dönüşmüş. Alttaki hareketli çekirdeği bitişik plakalar gibi kaplayan yer kabuğu da bu yüzden sabit değil. Bazı yerlerde bu plakalar birbirini itiyor, bazı yerlerde ise birbirinden uzaklaşıyorlar. Ancak, bu hareket o kadar yavaş oluyor ki, sadece hassas aletlerle ölçülebildiği için biz hiç farketmiyoruz.

Ama, yavaş da olsa bu plakalar hareket ederken birleştikleri yerlerde sıkışmalar ve gerilmeler artınca, bir an geliyor ki Yerkürenin kabuğu o yerde artık dayanamıyor ve çatlayıp yarılıyor. Yüzeyde yaşayan bizler de bu sırada yarılmanın büyüklüğüne göre az veya çok bir sarsılma yaşıyoruz. Bazı durumlarda sadece sarsılmakla kalmıyoruz, bulunduğumuz yerin topografik yapısı bile değişebiliyor. Bu sırada ise, derme çatma yaptığımız binalar masum insanların üstüne yıkılıp canlar alıyor. Yani, insanları aslında deprem değil ama çürük inşaat yapan müteahhitler öldürüyorlar.

Bu plakaların bitiştiği yerlerde, sürekli deprem olması kaçınılmaz bir durum. Yandaki animasyonda, Yerküre üzerindeki büyük depremleri kırmızı noktalar halinde görüyorsunuz. Bu suretle oluşan çizgilerden, plakaların ne büyüklükte oldukları da ortaya çıkıyor. Ülkemiz ise, bu plakaların en çok sıkıştırdığı bir yerde konumlanmış. Dolayısıyla, gerilim arttıkça yeni bir deprem olasılığı ile karşılaşıyoruz.

Depremlerin bilimsel biçimde incelenebilmesinde büyük katkısı olan Ch. F. Richter, 1934 yılında bir yöntem bulmuş. Sismograf denilen aletle, deprem sırasındaki sarsıntıyı kaydettikten sonra, bu veriye göre bir formülle depremin büyüklüğünü ölçmüş. Sismograf, sarsıntıyı titreşim olarak kaydederken, aşağıdaki resimde gördüğünüz gibi çizgi oluşuyor.

Burada yatay doğrultu zaman ile ve dikey doğrultuda da sarsıntının büyüklüğüyle ilgili bir gösterge.

 Sarsıntı yokken, zaman ilerledikçe sismograf yatay bir çizgi halinde kayıt yapıyor. Sarsıntı başladığında, yatay çizgi dikine enleniyor ve sarsıntının büyük olduğu sırada, dikine olan anlık çizgiler de uzuyor. Sonra, sarsıntı biterken yine başlangıcındakine benzer bir kayıt görüyorsunuz.

Daha sonra, sismolojik araştırmalar ilerledikçe deprem ölçümlerine ilişkin teknikler de geliştirildi. 

Temelde, amplitütün logaritmik değeri, S-P zaman farkından doğan mesafe düzeltmesiyle, pratik olarak örneğin 3.2, 4.5, 7.6 gibi bir rakam veriyor ki buna da Richter ölçeğine göre depremin magnitütü veya büyüklüğü deniyor. Dolayısıyla, 3.5 ile 7.0 büyüklüğündeki iki deprem kıyaslandığında, aralarında zannedildiği gibi iki değil ama üçbin kat fark oluyor. Günümüzde yine Richter ölçeği kullanılmakta. Ancak, formülasyonlar biraz farklı. Depremin fayda karşılıklı oluşan iç torklardan meydana geldiği anlaşılınca, sismik moment kavramından yola çıkarak, matematiğin yardımıyla daha verimli sonuçlar alınmış oldu. Bugün, düzeltilmiş lokal Richter formülünden (ML) ve Gutenberg'in P dalgasına göre (mb) ölçümlerinden ziyade, Hanks ve Kanamori'nin moment (Mw), Choy ve Boatwright'in enerji (Me), IASPEI'nin yüzey dalgası (Ms), Nuttli'nin Lg dalgasına göre kütle dalgası (mbLg) magnitütleri kullanılmaktadır. Bir de lokal olarak kullanılabilen süre veya coda yöntemi vardır. Bistricsany'nin amplitütle fazla uğraşmadan S-P süresine göre belirlediği bu basit yöntem (Md) her durumda kullanılır olmasa da bizim Kandilli'de pek rağbet görüyor.  

Depremin türüne ve kayıt yapılan gözlemevinden uzaklığına göre, bu formüllerden bazıları daha doğru sonuçlar verir. Örneğin, 50 kilometreden daha derinlerde oluşan bir enerji boşalmasında, yüzey dalgası formülünü kullanmak abestir. Keza, Richter'in formülü de büyük çaptaki veya 600 kilometreden daha uzaktaki bir depremi ölçmeye yaramaz. Kütle dalgası formülü büyük depremlerde anlamsız sonuçlar verir, ve saire.

Örneğin, 17 Ağustos 1999 depremiyle ilgili kesinlik kazanmış ölçümlerde, mb=6.3, Md=6.7, Mw=7.5 (Harvard), Me=7.7, Ms=7.8 olarak bulunmuştur.

Depremin büyüklüğünün ölçülmesinde bu gibi yöntemler kullanılırken, yoğunluğunun belirlenmesinde daha farklı bir yöntem uygulanıyor. İlk kez G. Mercalli tarafından 1902 yılında ortaya atıldığı için, depremin yoğunluğu Mercalli ölçeğine göre belirlenir. I-XII arasında romen rakamları ile verilen bu değer, genellikle Richter öncesi depremlerin tahmininde kullanılmıştır. Depremin oluşturduğu yıkımın şiddetine göre belirlendiği için, Mercalli değeri bilimsel kesinlik taşımaz.

Mercalli ölçeği daha sonra Canceni ve Sieberg'in yardımıyla yeniden düzenlendi ve MCS ölçeği adını aldı. En son 1964 yılında Medvedev, Sponhauer ve Karnik tarafından yenilendi ve böylece bugün tarihsel depremler için kullanılan MSK ölçeği ortaya çıktı.

                      

İstanbul ve Güneş Tutulmaları

                  

Tarih Saat Mag. Alt.   Tarih Saat Mag. Alt.
1900 Mayıs 28 18:15 67.3 11.4 1996 Ekim 12 18:00 50.5 04.9
1901 Kasım 11 07:51 72.5 11.0 1999 Ağustos 11 14:17 95.5 60.8
1905 Ağustos 30 15:49 71.2 31.1 2003 Mayıs 31 06:03 69.5 04.3
1912 Nisan 17 14:46 50.5 43.5 2006 Mart 29 13:58 88.7 51.2
1914 Ağustos 21 15:02 88.2 42.8 2011 Ocak 04 10:37 71.3 23.2
1917 Ocak 23 08:58 58.5 14.5 2027 Ağustos 02 12:39 66.6 66.1
1922 Mart 28 17:48 58.2 17.5 2030 Haziran 01 08:04 93.9 26.1
1927 Haziran 29 07:01 53.5 25.4 2037 Ocak 16 11:45 51.2 28.2
1933 Ağustos 21 06:01 69.6 07.4 2048 Haziran 11 16:19 69.9 34.9
1936 Haziran 19 05:54 99.0 13.6 2050 Kasım 14 16:34 54.8 01.7
1945 Temmuz 09 17:46 60.5 30.2 2053 Eylül 12 10:45 65.8 49.7
1952 Şubat 25 11:43 50.9 39.4 2059 Kasım 05 09:56 68.9 28.1
1954 Haziran 30 15:29 79.4 44.9 2060 Nisan 30 12:40 82.3 63.1
1961 Şubat 15 09:54 96.9 27.2 2075 Temmuz 13 06:28 76.7 17.9
1966 Mayıs 20 11:46 98.7 69.0 2076 Kasım 26 13:58 59.0 21.7
1968 Eylül 22 13:14 52.1 46.0 2081 Eylül 03 10:04 106.9 47.4
1976 Nisan 29 12:57 87.1 61.3 2088 Nisan 21 13:01 104.8 58.9
1981 Temmuz 31 (*) 06:59 29.4 00.0 2093 Temmuz 23 15:32 87.9 42.9

Yukarıdaki listede, 1900-2100 arasında İstanbul'dan gözlemlenebilen Güneş tutulmalarından magnitütü %50 ve üzerinde olanlar bulunuyor. 1981 yılındaki tutulma, Güneş doğduğu sırada bitmekte olduğundan magnitütü düşüktür. Ancak, Yerküre üzerindeki merkez izdüşümü zaman eğrisinin İstanbul'a en kısa uzaklığı 8.4° olduğundan, bu tutulmayı da listeye dahil ettim.

Depremlerin Güneş tutulması sırasındaki lunisolar gravitasyonel çekim gücü ile bir ilgisi bulunmadığına göre, burada incelenecek faktörü sembolik bir parametreye bağlı olarak düşünmek zorundayız. Diğer bir deyişle, konunun fizik bilimi çerçevesinde nedensellik ilkesi açısından araştırılması sözkonusu değildir. Zira, Güneş ile Ayın görünürde yakın olduğu durumlarda, yani yeniay konumunda oluşan çekim alanı ile, gelgit olaylarına benzer biçimde yer kabuğunda hareket meydana geldiğinden deprem olduğunu iddia etmenin bilimsel bir değeri bulunmadığı kesin biçimde kanıtlanmıştır.

Halk arasında görülen, nisbeten az rastlanan iki bağımsız olay arasında bir tür bağlantı olduğu inancının irdelenmesinde, öncelikle magnitüt açısından Güneş tutulmasının farkedilir olması ve depremin de psikolojik bakımdan etkileyici olması gözönüne alınmalıdır. Zira, her sene en az iki kez Güneş tutulması olduğunu ve sene boyunca da binden fazla deprem olduğunu düşünürsek, halk inancına dayalı bu konuyu başka türlü değerlendirmeye imkan yoktur.

Güneş tutulmasının belirli bir yerdeki halk tarafından dikkati çekecek boyutta olabilmesi için bazı ön koşulların varolması gerekiyor: 1 - Tutulma yaklaşık birkaç saat sürdüğüne göre, bu süre içinde tutulmanın sözkonusu yerden görülebilir olması, yani tutulmanın en azından ufuk çizgisinin üstünde olması gerekir. Bu bakımdan, astronomik bakımdan tam tutulma bile olsa, ufuk çizgisinin altında kaldığı sürece bu tutulmanın konumuz açısından önemi yoktur. Örneğin, Güneş battıktan sonraki bir tutulmayı kimse farkedemez. 2 - Tutulmanın sözkonusu yerden gözlemlenebilir olması halinde de, yine halk tarafından dikkati çekecek oranda bir örtülmenin varlığı gerekir. Bu da magnitütün büyüklüğüyle doğru orantılıdır. Örneğin, Güneş kursunun az bir kısmının kısa süre içinde örtülmesini kimse farketmez. 3 - Son olarak, tutulmanın farkına varılabilmesi için elbette ki atmosfer koşullarının elverişli olması gerekir. Örneğin, yoğun bulutlarla kaplı yağmurlu bir kış gününde tutulma merkezinin izdüşümü sözkonusu yerden geçse bile bu tutulmayı kimse farkedemez.

Bu kriterler ışığında 1900-2100 arasındaki Güneş tutulmalarını incelediğimizde, İstanbul (41°N-29°E) için ufuk çizgisi üstünde kaldığı süre içinde magnitütü en az %50 olan 35 tutulma olduğunu görürüz. Bunları, örtülmenin en fazla olduğu sıradaki tarih, yerel saat, magnitüt ve altitüt değerleri ile yukarıdaki listede sıraladım. Altitüt değeri (Alt.), Güneş kursunun merkezinin ufuk çizgisinin ne kadar üstünde olduğunu yay derecesi cinsinden gösteriyor. Magnitüt değeri (Mag.) ise pratik olarak Güneş kursunun ne kadarının örtüldüğünü yüzde olarak vermektedir. Aslında obskürasyondan farklı olarak magnitüt, örtülen alanın oransal ölçümü ile ilgilidir ve lunar perige noktasına yakın konumdaki tam tutulmalarda, Ayın kursu Güneşin kursundan daha büyük olduğundan - listedeki 2081 ve 2088 yıllarında olduğu gibi - %100'den fazla çıkabilir. Üçüncü koşul ile ilgili bir araştırma imkanım olmadı. Yani, bu listedeki tarihlerde İstanbul'da gökyüzünün bulutlu olup olmadığını bilmiyorum.

Kıyaslamada kolaylık için, listede değerleri farklı renkli kutularda verdim. Magnitüt sütununda, maksimal örtülme oranı büyüdükçe kırmızı rengin koyulaştığını görüyorsunuz. Altitüt sütununda da bu sırada Güneş ufuk çizgisinden ne kadar yukarda olduğu belirtildiğinden, şehir ortamında tutulmanın farkedilir olabilmesine göre yeşil renk koyulaşmıştır. Saat sütünunda ise, bu iki değerin bileşiminden, tutulmanın genel olarak dikkati çekebildiği oranda mavi rengin koyulaştığını görüyorsunuz. Tarih sütununda, tam (total) tutulma koyu sarı ile, halkalı (annular) tutulma bir ton açığı ile, karışık (hybrid) tutulma açık sarı ile ve parçalı (partial) tutulma beyaza yakın renkte gösterilmiştir.

200 yıl içinde İstanbul'dakilerin dikkatini çekecek nitelikte 35 Güneş tutulması oluyorsa, basit bir orantı ile her 5 veya 6 yılda bir kez etkili bir tutulma seyretme şansına sahibiz demektir. Ancak, bu kadar sık aralıklarla yüreğimizi hoplatan, canlar alan depremler de oldu mu acaba?

Eğer 1999'daki büyük depremden yaklaşık bir hafta önce izlediğimiz Güneş tutulmasının bu depremin olacağına dair bir işaret(!) özelliği taşıdığına inanıyorsak, o takdirde benzeri geçmiş tutulmaların da en azından buna benzer depremleri haber vermiş olması gerektini düşünebiliriz. Örtülme oranı ve izlenebilir yükseklikte olma özelliklerine bakarsak, 1900 yılından bu yana dikkatimizden kaçamayacak 20 Güneş tutulması görüldüğüne göre, 105 yıl içinde bunlara eşlik eden hiç olmazsa beş kez güçlü biçimde sarsıntı yaşamış olmalıyız! Aslında, istatistik olarak sağlam bir kanıt için %50'nin üstünde isabet gerekir. Ancak, karşılaştırma için 20 örneğin az sayılabileceğini düşünerek, hiç olmazsa %25 gibi bir uygunluk görsek bile bu bize yeter diyerek geniş çaplı bir araştırmaya başlayabiliriz.

Şimdi de, son 105 yılda İstanbul semalarında halkın dikkatini fazlasıyla çekecek özellikte 20 Güneş tutulmasına karşın, bu süre içinde İstanbul'da yaşayanları huzursuz etmiş kaç deprem olduğunu görelim:

                    

İstanbul ve Depremler

                   

Tarih Saat Enlem Boylam Mag. imp. Ktlg.   Tarih Saat Enlem Boylam Mag. imp. Ktlg.
1903.05.26 06:09 40°39' 29°00' 5.9 5.0 Diğer   1967.08.06 14:09 41°00' 28°48' 4.4 4.1 KR
1905.01.22 03:55 40°35' 28°17' 5.9 4.3 Diğer   1985.09.14 15:23 40°43' 29°06' 4.8 4.2 Diğer
1905.04.15 ??:?? 40°12' 29°00' 6.5 4.4 NOAA   1986.10.26 04:49 40°47' 28°59' 4.8 4.3 Diğer
1907.01.22 02:41 41°00' 29°00' 4.5 4.5 KR   1991.02.12 09:55 40°47' 28°56' 5.0 4.5 Diğer
1909.10.29 16:04 40°31' 29°32' 5.5 4.1 Diğer   1991.02.12 09:55 40°49' 28°53' 5.0 4.5 NEIC
1909.10.29 17:38 40°18' 29°36' 5.8 3.9 NOAA   1991.02.12 09:55 40°48' 28°49' 4.8 4.3 KR
1923.05.29 11:34 41°00' 30°00' 5.5 3.8 KR   1991.03.03 08:39 40°38' 29°00' 4.6 3.8 KR
1923.10.26 12:13 41°12' 28°36' 5.0 4.2 KR   1999.08.17 00:02 40°45' 29°52' 7.8 5.6 NEIC
1924.09.?? ??:?? 40°54' 29°12' 4.3 3.9 KR   1999.08.17 00:02 40°45' 29°52' 7.7 5.5 ANSS
1925.06.10 04:45 41°00' 29°00' 4.4 4.4 KR   1999.08.17 00:02 40°46' 29°58' 7.4 5.1 KR
1948.11.13 04:45 40°14' 29°01' 5.6 3.9 KR   1999.08.17 05:55 40°47' 29°03' 4.3 3.9 KR
1957.12.26 15:02 40°50' 29°43' 5.1 3.9 Diğer   1999.08.18 00:45 40°49' 29°05' 4.3 3.9 KR
1957.12.26 15:02 40°50' 29°43' 5.2 4.0 KR   1999.08.19 15:18 40°37' 29°08' 5.2 4.3 NEIC,ANSS
1963.09.18 16:58 40°54' 29°12' 6.4 5.8 ANSS   1999.08.19 15:18 40°35' 29°05' 5.0 4.1 KR
1963.09.18 16:58 40°46' 29°07' 6.3 5.6 KR,Diğer   1999.09.09 01:32 40°43' 29°08' 5.0 4.3 NEIC,ANSS
1963.09.24 02:11 40°50' 28°53' 4.8 4.4 Diğer   1999.09.09 01:32 40°43' 29°08' 4.6 4.0 KR
1963.09.24 02:11 40°50' 28°54' 4.8 4.4 KR   1999.09.13 11:55 40°43' 30°03' 5.9 3.9 NEIC,ANSS
1964.10.06 14:31 40°17' 28°13' 7.0 4.5 Diğer   1999.09.13 11:55 40°46' 30°06' 5.8 3.8 KR
1964.10.06 14:31 40°18' 28°12' 6.0 3.8 ANSS   1999.09.29 00:13 40°44' 29°21' 5.2 4.3 NEIC,ANSS
1964.10.06 14:31 40°18' 28°12' 7.0 4.5 NOAA   1999.09.29 00:13 40°42' 29°20' 4.8 4.0 KR
1964.10.06 14:31 40°18' 28°14' 7.0 4.5 KR   1999.10.20 23:08 40°47' 29°00' 4.4 4.0 KR
1967.07.22 16:56 40°42' 30°42' 7.3 3.9 NOAA   2001.01.16 03:33 40°54' 29°08' 4.2 3.9 KR

Yukarıdaki listede, 1900-2004 (Eylül) arasında İstanbul ve yakın çevresinde güçlü biçimde hissedilmiş depremlerin listesini görüyorsunuz. Kaynak olarak, önce Kandilli Rasathanesi'nin web sitesindeki arşivde bulduğum farklı formatlarda rastgele yazılmış elektronik dosyaları düzenleyerek KR kataloğunu oluşturdum. Sonra, USGS/NEIC-PDE, NOAA, ANSS kataloglarını tarayarak, bu kez M 5.00 olan depremlerin listesini çıkardım. Ardından da, listede "diğer" olarak belirtilen ve daha çok tarihsel bölümde işime yarayan katalogları taradım. Bu verilere göre, merkezi İstanbul (41°N-29°E) olan 5°lik dairesel alanda vuku bulmuş, x yöntemine göre magnitütü Mx ve coğrafî koordinatları (l,b) olan depremlerden,

d = sinl × sin41° + cosl × cos41° × cos(29° - b)  ,  a = (5½ + 1) / 2  ,  i = Mx / ad  ||  i [10 × (2 - a)]

olanları dikkate aldım.

Böylece, 1900-2004 (Eylül) arasındaki 105 yıl içinde, İstanbul'u etkilemiş 27 deprem tesbit edebildim. Listedeki (imp.) sütununda, yukarıda belirttiğim  i  parametresinin nümerik değerini görüyorsunuz. Listede peşpeşe beyaz veya gri olan kolonlar, aynı depremin kataloglarda farklı değerlerle verildiğini gösteriyor. Konumuz açısından değerlendirerek, arası 24 saati geçmeyen depremleri de tek bir deprem olarak saydım.

İlk bakışta, bu 27 depremden sadece üçünün (1903, 1963 ve 1999), İstanbul için tehlike arzedecek boyutlarda olduğu ve ilk ikisinde güneş tutulması bulunmamasına karşın ikincisinde var olduğu görülüyor. Şimdi isterseniz, bu 105 yıllık dönem içindeki 27 deprem ile 20 güneş tutulmasını karşılaştıralım:

20 Güneş Tutulması ve 27 Deprem

Yukarıda da belirttiğim gibi, Güneş veya Ay tutulmaları ile Yerkürede oluşan depremler arasında nedensellik ilkesi açısından bir bağlantı olmadığı bilimsel olarak kanıtlanmıştır. Burada ise, konuyu halk inancı çerçevesinde araştırıyoruz. Etnolojik açıdan, inançların bilimsel olarak nedensellik ilkesine uyması için illa ki sebep-sonuç arasındaki bağlantının fiziksel veya kimyasal oarak kanıtlanması gerekmez. Örneğin, sütün içine düşen bir sineği, tamamı süte girmeden çıkarıp atarsanız, sütün temiz kaldığına inanılır. Yani, sinekteki zararlı organizmaların böylece sütü kontamine etmediği varsayılır. Gerekçesi de, sahih olmasa bile hadis kitaplarının birinde bunun böyle olduğuna dair rivayet bulunmasıdır. Hadislerde peygamber Hz. Muhammed'in sözleri aktarıldığından, rivayetin de doğruluna inanılır.

Güneş tutulmaları ile ilgili olarak da - Hz. Muhammed'in sözü olmasa bile - eski din dışı kaynaklarda ve genellikle sözlü olarak aktarılmış muhtelif rivayetler bulunmaktadır. Örneğin, gökyüzünde kuyruklu yıldız (komet) görünmesi nasıl uğursuzluk sayılırsa, Güneş tutulmaları da iyiye yorulmaz. Halk inancına göre, bu gibi olağandışı sayılan göksel alâmetlerin felaket habercisi olduğu zannedilir. Bu gibi boş inançların, bilimsel yöntemle düşünme alışkanlığı olmayan, bilimsel açıklamalarla aydınlatılamayan eski toplumlarda ortaya çıkmış olduğunu biliyoruz. Ancak, modern çağda da bu imkanlardan yoksun kalan toplumlarda, aynı inançlar varlığını sürdürmektedir.

Eşyanın tabiatı gereğince, nedenini bilmediğiniz bir gök olayı ile karşılaştıktan sonra, rastlantı eseri de olsa, eğer deprem olur ve böylece yaşamınız etkilenirse, nasıl meydana geldiğini bilemediğiniz bu depremi yine nasıl olduğunu bilemediğiniz Güneş tutulmasına bağlayabilirsiniz. Buradaki psikolojik dürtü, depremin can alıcı olması nedeniyle, bir daha tekrarlanacak olursa yine önceden bilememekten dolayı kayba uğrama kaygısıdır.

Ortadoğu'nun kuzeyinde depremlere sık rastlanır. Nitekim, Güneş tutulmasının depreme yol açabileceği inancı da bu bölgede yaygındır. Yine ilginçtir ki, eski Japon kayıtlarından bu inancın ada halkında da yaygın olduğunu görüyoruz. Zira, bildiğiniz gibi, irili ufaklı adalardan oluşan Japonya, önemli bir fay hattı üzerinde bulunmaktadır. Bu örnekleri Orta Amerika bölgesi tarihinde de aynı biçimde bulabilirsiniz. Ancak, genel olarak insan tabiatında istatistik yapma alışkanlığı bulunmadığından - çünkü bu iş özel bir çalışmayı gerektirir - bir kez dahi olsa bile, rastlantı sonucu iki bilinmeyen olay birbirini izler ve ikincisi can yakarsa, bunlardan ilkinin ikincisine neden olduğu veya haberci olduğu inancı kolaylıkla yerleşebilir.

Şimdi de bu yerleşik inancın gerçeklere ne denli uyduğunu görelim: Yukarıda belirttiğim gibi, nedeni veya habercisi olduğunu varsaydığımız ilk olay, yani Güneş tutulması ile İstanbul veya yakınından göğe baktığımızda 105 yıl içinde 20 kere karşılaşmışız. Yine bu 105 yıl içinde, İstanbul ve yakın çevresinde oturanlar 27 kere deprem yüzünden güçlü biçimde sarsılmışlar. Herhalde, ilk olarak "acaba hayretle izlediğimiz 20 Güneş tutulmasından kaçı bu 27 depremden birinin habercisi olabilmiş?" diye bir soru gelecektir aklınıza.

Sayılar ve Gerçekler

Önce, mantıksal olarak, haberci veya neden olduğunu düşündüğümüz Güneş tutulmasından bir süre sonra deprem olmuş mu, diye bakalım. Bunun için de 1999 depremini örnek alıp 6 gün gibi kısa bir süre değil ama, örneğin her depremden 30 gün öncesine kadar listelerimizi karşılaştıralım.

Bu suretle bulduğumuz sonuç oldukça ilginçtir: 27 depremden sadece 1999 yılındaki peşpeşe gelen depremlerden önceki 30 gün içinde Güneş tutulması izlenebildiğini görüyoruz. Yani, dikkati çeken 20 Güneş tutulmasından sadece biri, bu kritere uyuyor!

Ama yılmıyoruz ve bu kez süreyi altı katına çıkarıp, her depremi 180 gün öncesine kadar Güneş tutulması görülmüş mü diye araştırıyoruz. Fakat, sonuç yine değişmiyor: 105 yıl içinde, izlenebilir 20 Güneş tutulmasından sadece biri, bu inancı destekliyor. Diğer 19 Güneş tutulmasından sonra, değil 30 gün içinde, 6 ay içinde bile önemli bir deprem olmamış!

Öyleyse, şu aşamada kanıtlandığı kadarıyla rahatlıkla dile getirebileceğimiz bir sonuç var: 105 yıl içinde, izlenebilir 20 Güneş tutulmasından sadece birinden sonra önemli bir deprem olduğuna göre, 2006 yılındaki tutulmadan sonra etkili bir deprem olma olasılığı da 20'de 1 kadardır. Yani, %5 olasılık vardır!

Ancak, bu araştırmanın 105 yıl gibi kısa bir süreyi kapsadığı söylenebilir. Ya 1900 öncesinde bu inancı destekleyen durumlar peryodik olarak ortaya çıkmışsa ne olacak? Nitekim, bazen öyle olaylarla karşılaşılır ki, bunların denk düşme hali örneğin ikiyüz yılda bir dört-beş defa tekrarlanan niteliktedir. Bu konuda da, "belki benzeri bir peryot vardır ve 1999 vakası bunların ilki olabilir" diye düşünebiliriz. O takdirde, şimdi de sıra 1900 öncesi depremler ve Güneş tutulmalarına geliyor.

               

1900 Öncesi Depremler

İstanbul'u etkilemiş 1900 öncesi depremler için, Kandilli Rasathanesi web sitesi arşivi ve USGS/NOAA kataloğu verileri yetersizdir. Bu bölümde ayrıca Ergin'in "Türkiye deprem kataloğu" (1967), Alsan'ın "Türkiye deprem kataloğu" (1975), Soysal'ın "Türkiye deprem kataloğu" (1981) ve Ambraseys'in "Marmara deprem kataloğu" (1992) taranarak, yukarıda belirttiğim kriterlere uygun olanlar alınmıştır.

Kriterlere uygun 165 deprem tespit edebildim. Sayısal çokluğu sebebiyle, bunları liste halinde makale içine almadım. İlgilenenler, tam listeyi burada bulabilirler. Kataloglarda MSK (Medvedev-Sponhauer-Karnik) ölçeğinde verilen I0 değerleri, M = 0.659 × I0 + 0.93 formulüne göre çevrilmiştir.

Bu listenin eksik olduğu kuşkusuzdur. Ancak, tarihsel depremler hakkında sağlıklı bilgi veren başka katalog bulamadım.

Kandilli arşivinde ve diğer kataloglarda 553 yılında gösterilen deprem ile NOAA kataloğundaki 555 yılındaki deprem muhtemelen aynıdır ve kaynakların birinde kayıt hatası olabilir. Keza, NOAA kataloğundaki 28 Şubat 1855 ve 19 Nisan 1878 tarihli iki kayıt ile bu tarihlerdeki diğer katalog kayıtları arasında, coğrafi koordinatlar açısından küçük farklar bulunmaktadır. Bu farkların da desimal hatasından kaynaklandığını düşünüyorum. Dolayısıyla, 1-1900 arasında tespit edilebilen 162 deprem olduğunu söyleyebiliriz. Ancak, tutulmalarla karşılaştırma sırasında bunları ayrı depremler gibi ele aldım.

Bu arada, Kandilli arşivindeki ve yukarıda adı geçen diğer kataloglardaki tarihlerde bazı yanlışlıklar olduğunu gördüm: Örneğin, ilgili literatüre bakıldığında, 447 depreminin 8 Aralık yerine 6 Kasım'da olması mümkün. 26 Şubat 1430'da İstanbul'u sarsan bir deprem olmuş, ama kataloglarda hiç rastlamadım. 1509 depreminin 14 değil ama 10 Eylül'de vuku bulmuş olması olasılığı çok kuvvetli. 1659 depremi de 6 değil ama 17 Şubat'ta olmuş. Bunun gibi daha başka tarih hataları da var. Kataloglarda gün ve ay belirtilmeden verilen 1507 ve 1508 depremleri, aslında 1509 depreminin daha sonraki tarihsel belgelerde yanlış tarihle verilmesinden kaynaklanıyor olabilir. Günü ve ayı belirtilmemiş 1532 depremi, muhtemelen 21 Ekim 1532 tarihinde Çatladıkapı'da yıkıma yol açan depremdir. 19 Ağustos 1642 tarihli depremin büyüklüğü ise oldukça abartılı görünüyor. 28 Haziran 1648 depremi muhtemelen 21 Haziran'da olmuştur. Süleymaniye Camii'nin tahrib olduğu 1659 depremi, 6 Şubat'ta değil ama 17 Şubat'ta ikindi ezanına doğru vuku bulmuştur. 1698 depremi 10 Temmuz'da olmuş olabilir. 1725 depremi, Kâtip Çelebi'ye göre 1137 Zilkâde ayında olduğuna göre, 12 Temmuz - 10 Ağustos arasındadır. Keza, 1729 depremi de aynı kaynağa göre Şubat ayına rastlar. 1737 depremi, Şubat sonu ve Mart başındaki şiddetli sarsıntılardan biri olsa gerek. 1763 depremi 3 Eylül'de değil ama 3 Ekim'de olmuş. Kataloglarda 13 Kasım 1766 olarak gösterilen depreme karşın, Selimiye Camii'nin zeminini çatlatan deprem 9 Kasım 1766 günü sabah beş buçukta olmuş. Ardından da 23 Kasım sabahı saat altı civarında yine aynı şiddette bir deprem yaşanmış. 20 Şubat 1769 depremi sabah saat 8-9 civarında ve iki kez üstüste olmuş. 30 Nisan 1772 depremi öğleye doğru saat 11 sularında olmuş. 1783 depremi de yanlış, 31 Mayıs akşamı yaklaşık saat 22:15'de olmuş. Ayrıca, meşhur 1894 depreminin 10 Temmuz'da ve saat 12:30 sularında vaki olduğu ve şiddetinin 9 civarında olduğu kabul edilmekle birlikte, Türkiye kataloglarında bunun 29 Haziran ve 6 şiddetinde gösterilmesi de ilginçtir.

Her ne sebeptense, deprem kataloglarında daha böyle bir sürü yanlışlıklar var. Özellikle, Hicrî veya Rumî tarihlerin Milâdîye çevrilmesindeki özensizlikler pek yaygın. Ancak, yayınlanmış kataloglar olduğuna göre, bunların kritiği için ayrı bir araştırma gerekir. Buradaki listeyi hazırlarken, katalog verilerini aynen aldım. 1900 öncesi ve sonrası depremleri astrolojik açıdan incelemek isteyenler, uygun formattaki elektronik dosyayı burada bulabilirler.

Tarihsel depremlerle ilgili veriler ölçümsel değildir. Olayı yaşayanların veya duyanların tuttukları kayıtlara bakılarak, bu anlatımlara göre yapılan tahminlerle listeler hazırlanmıştır. Dolayısıyla, bu listedeki tarihsel verilerin hepsinin yaklaşık olduğu unutulmamalıdır. Ancak, bizi daha çok İstanbul yakınında olan büyük bir depremin tarihi ilgilendirdiğinden, deprem olasılığına ilişkin modelleme yapmadığımıza göre buradaki veriler yeterli sayılır. Ay ve günü belirtilmeyen depremler için, yıl boyunca depremin herhangi bir günde vuku bulmuş olabileceğini varsayarak tutulmalarla karşılaştırmayı uygun buldum.

Tarihsel Güneş tutulmalarına gelince:

1900 yıl boyunca, yukarıda belirttiğim kriterlere göre, İstanbul'dan izlenebilen Güneş tutulmaları listesini burada veremiyorum. Zira hem çok uzundur hem de deprem listesi eksik olduğuna göre pek bir anlam taşımaz. Sadece, sayı olarak belirtmekte fayda vardır: 1 - 1900 arasında, kriterlere uygun 331 Güneş tutulması olmuştur. Bunların içinde, 181 tam/halkalı tutulmanın tutulma merkezinin İstanbul'a en kısa uzaklığı 10°nin altındadır.

Tarihsel Güneş tutulmalarında, coğrafi koordinatlara göre umbra limitlerinin, verteksin, tutulma merkezinin, altitütün, v.s. hesaplanmasında herhangi bir zorluk yoktur. Kompüterize hesap sonuçları, özellikle bu araştırmanın çerçevesi açısından gereğinden fazla kesinlik taşıdığından, tutulmalarla ilgili listede depremlerde olduğu gibi belirsizlik bulunmaz.

Yine Sayılar ve Gerçekler

1900 öncesi depremler listesine göre Güneş tutulmalarını incelediğimizde, listemizdeki bilinen 165 depremden, 180 gün öncesi ve 30 gün sonrasına kadar izlenebilirlik kriterine uyan tutulmaların listesini aşağıda görüyorsunuz. Kataloglardaki deprem tarihlerinin hatalı olabileceğini düşünerek, +30 günlük tolerans verdim:

Tutulma Tarihi Saat Mag. Alt.   Kataloglardaki Deprem Tarihi ve Aradaki Fark 
0029 Kasım 24 10:49 98 27   0029 Kasım 24 0 gün
0212 Ağustos 14 07:44 90 28   0212 ? ? -226 ile +139 gün arasında
0393 Kasım 20 12:35 99 28   0394 ? ? -406 ile -42 gün arasında
0402 Kasım 11 10:50 50 29   0403 ? ? -415 ile -51 gün arasında 
0408 Şubat 13 07:05 50 00   0408 Temmuz 05 -143 gün
0433 Eylül 29 13:12 80 43   0434 ? ? -458 ile -94 gün arasında
0447 Aralık 23 16:42 50 00   0447 Aralık 08 +15 gün
0487 Kasım 01 13:42 75 28   0488 ? ? -426 ile -61 gün arasında
0549 Temmuz 10 19:25 70 01  

0549 ? ?

-174 ile +190 gün arasında

  0550 ? ? -539 ile -175 gün arasında
0550 Kasım 24 10:40 95 26   0550 ? ? -37 ile +327 gün arasında
0601 Mart 10 10:26 82 39   0601 Nisan 20 -41 gün
0840 Mayıs 05 15:27 91 40   0840 ? ? -240 ile +125 gün arasında
1086 Şubat 16 16:27 100 14   1086 ? ? -318 ile +46 gün arasında
1331 Kasım 30 08:26 50 10   1332 Şubat 12 -74 gün
1344 Ekim 07 06:32 107 02   1344 Eylül 23 +14 gün
1488 Temmuz 09 06:48 56 21   1489 Ocak 06 -181 gün
1556 Kasım 02 07:30 60 06   1557 Nisan 30 -179 gün
1633 Nisan 08 18:23 69 02   1633 Temmuz 30 -113 gün
1719 Şubat 19 07:58 58 11  

1719 Mart 06

-15 gün

  1719 Mayıs 25 -95 gün
1803 Ağustos 17 09:06 50 42   1803 Ağustos 15 +2 gün
1870 Aralık 22 15:19 99 11   1870 Aralık 10 +12 gün

Listede 21 Güneş tutulması ve bunlara tesadüf eden 22 deprem yer alıyor. Ancak, bu 22 depremden 9 tanesinin sadece yılı belli olduğundan, ilgili 9 tutulmanın altı aylık kritere uygun olup olmadığı veya depremden sonra mı görüldüğü belli değil. Yine listedeki 4 tutulmanın ilgili 4 depremden sonra izlendiğini anlıyoruz. Bu deprem tarihlerinde belki hata vardır düşüncesiyle bunları da listeye aldım. Geriye sadece 9 deprem ve bunlardan önce vuku bulmuş 8 tutulma kalıyor. Listede bu tutulmaları beyaz kutu içinde gösterdim. Listenin ortasında yer alan renk skalasında, kriterlere uygunluk açısından kırmızıdan koyu maviye doğru bir düzenleme yaptım. Açık yeşil ise deprem ardından izlenen tutulmalar için.

Doğruluk payını anlamak için, bu tarihsel depremlerin kayıtlarıyla ilgili bazı örnekler de vermek gerekir. Örneğin, 29, 447 ve 1344 yıllarına ait tutulmalar ile aynı günlerde yaşandığı idda edilen depremlerin hangi kaynaktan alındığına da dikkat etmek gerekiyor. Geçmişe baktığımızda, 29 depreminin Tiberius'un Capri adasına çekilip ülkeyi Seianus'un acımasızlığına bıraktığı sırada, Roma İmparatorluğu hakimiyeti altında iken, 447 depreminin de Doğu Roma İmparatoru Theodosius'un dışta Attila yönetimindeki Hun akınlarıyla ve içte de din çekişmeleriyle iyice bunaldığı bir sırada, çalkantılı bir dönemde meydana geldiğini görüyoruz. Nitekim, bazı yerlerde de 447 depreminin 6 Kasım'da yaşandığı belirtilmektedir. Yani, bu sırada tutulan kayıtların ne derece güvenilir olduğu belli değil. 1344 depreminde ise, Bizans'ın başındaki İmparatoriçe Anna, bir yandan Trakya'da Kantakuzenos'un diğer yandan da Anadolu'da Umur Bey'in sonu gelmez saldırılarıyla perişan olmuş bir haldeydi. Bu sırada tutulan az sayıdaki kayıtların da pek sağlıklı olduğu söylenemez. Örnek olarak gösterdiğim bu üç depremin tarihleri, büyük bir olasılıkla daha sonraki dönemlerde ve önemli bir olay sayılan Güneş tutulmasına atfen verilmiş olabilir.

Diğer yandan, örneğin Osmanlı İmparatorluğu dönemindeki 25 Mayıs 1719 tarihli deprem kayıtları ise kesindir. 5/6 Recep 1131 yılında sabaha karşı ezan vaktinde İzmit körfezinde vuku bulmuş. Birçok yerde olduğu gibi, özellikle Nusretnâme'de ve Târih-i Râşid'de detaylı olarak anlatılmıştır. Bu deprem ile 280 yıl sonraki 1999 depremi arasında çarpıcı benzerlikler vardır. Aynı yıl 6 Mart günü yaşanan deprem ise, aslında iki buçuk ay sonraki büyük depremin habercisi niteliğindedir.

Bu durumda, günü ve ayı belli olmayanların da kriterlere uyduğunu varsaysak, hattâ depremden sonra bir ay içinde izlenen tutulmaları da hesaba dahil etsek bile, tarihleme hataları gibi bahanelerle 162 deprem içinde sadece 22'sinden önce güneş tutulması görülmüş olabileceğini iddia edebiliriz. Bu da bize en toleranslı olasılığın bile %14 oranının üzerine çıkamadığını gösterir. Aslında, kritere uyan sadece 9 deprem vardır, yani olasılık %6 sınırında kalmıştır. Kesin tarihi belli olmayan 9 depremden yarısının kritere uyabilir olduğunu varsaysak, olasılık ancak %8 sınırına kadar ulaşabilir.

Dolayısıyla, 162 tarihsel deprem içinde, aslında sadece dokuzunun - üstelik uzun bir zaman aralığında - Güneş tutulmasıyla eşzamanlı olduğunu görüyoruz. Yani, sadece %6 isabet. Eski kayıtlarda hatalar olduğunu öne sürerek, bunları varsayımı doğrulamak için maksatlı kullansak dahi, izlenebilir Güneş tutulmasından sonraki altı ay ve önceki bir ay içinde meydana geldiği varsayılan 22 depremle birlikte, elde edebileceğimiz abartılı olasılık bile sadece %14 olarak kalır.

Kısa aralıklı deprem çiftleriyle ilgili bir peryot olup olmadığına baktığımızda, bu listeye göre en çok 20 yıllık aralıkları olan sadece dört dizi görürüz: İlki, 394-403-408 yıllarını kapsıyor. Ancak, 394 ve 403 yılları belirsizlik taşımaktadır. İkincisi, 434-447 yıllarını kapsar. Bunların da biri belirsizdir. Üçüncüsü, 549-550 yıllarını kapsar ama her iki tarih de belirsizdir. Geriye sadece 1332-1344 yılları kalıyor. Ama, bunlardan da biri Güneş tutulmasından öncedir. Yine de bunu güvenilir bir nokta olarak alırsak, 1999 yılına izafeten lineer olarak 1332'deki depremden 667.5 yıl önce, 664 yılında ve hemen sonrasında bir deprem çifti bulmamız gerekecektir. Ama, listemize göre böyle bir olasılık bulunmadığını anlıyoruz. Buna en yakın olan, belirsiz de olsa, 549-550 çiftidir ve beklenenden 115 yıl öncedir. Bu sapmayı dizi karakterinin parabolik olduğuna yorabiliriz ve hattâ bir önceki en yakın tarih olan 29 yılı depreminin unutulmuş ikizi bulunduğunu öne sürmek suretiyle, peryodun 520, 783, 667.5 gibi değişken aralıkları olduğunu da savunabiliriz. Ancak, dizi karakterinin parabolik olması halinde,

Dt = a × n2 + b × n + c   ||   n e C   →   a = -189.25   b = +830.75   c = -121.5

gereğince, 1999 depreminden sonra 2173 yılını, ama 29 depreminden önce ise 151 yılını göstereceğinden bu peryotta beklenen sekansın olmadığı görülür. Tek bir örneğe bakarak, 1332-1344 deprem çiftini kabullenirsek, bu kez de yapacağımız analojinin fazla spekülatif olması sebebiyle bilimsel bir anlamı kalmayacaktır.

Diğer yandan, 1-2004 (Eylül) arasında toplam sayısı belli 351 tutulma ve toplam sayısı eksik 189 deprem tesbit edilebildiğine göre, 2004 yılı içeren kesin bir istatistik değere ulaşamayacağımız anlaşılıyor. Ancak - kısmî de olsa - bu sonuca göre yaklaşık bir tahminde bulunmak yine de mümkündür. İzlenebilir Güneş tutulmasından sonraki altı ay içinde güçlü bir deprem olması olasılığı, ilk bölümdeki (1900-2004) verilere göre kesindir ve 1/20 (%5) oranındadır. İkinci bölümde (1-1899) ise bu oran kesin değildir; en abartılı biçimde 21/331 (%6) ve kriter çerçevesinde 8/331 (%2) kadardır. Dolayısıyla, 2004 yıllık bir dönem içinde - kesin olmamakla birlikte - bu oranın 22/351 (%6) ile 9/351 (%3) kadar olduğu söylenebilir. Diğer bir deyişle, olay sadece rastlantıdan ibarettir.

Hernekadar tarihsel depremlerin tam sayısı belli değilse de, tesbit edilebilenlerle dahi ilk bölümdeki orana benzer sonuç çıktığına göre, bununla yetinebiliriz. Zira, iddiayı destekleyecek %50 gibi bir oranla karşılaşabilmemiz için, izlenebilir 351 tutulmanın 176'sından sonra büyük bir deprem kaydına rastlamak gerekmektedir. 2004 yıl içinde, bunlardan sadece 10 tanesi tesbit edilebildiğine göre, geriye kalan 166 büyük depremin hafızalardan silinip kaydedilmediğini varsaymak gerekir ki, bunun pek de mantıklı olacağı söylenemez. İkinci bölümde ele alınan 162 depremden, listedeki 22'sinin de uygun sayılacağını iddia eden birisi olsa bile, bu iddiayı kanıtlamak için geriye kalan en az 153 büyük depremin tümünün de unutulduğu için kaydına rastlanmadığını öne sürmek zorunda kalacaktır ki bunu da kimse ciddiye almaz.

Kısacası, olayın sadece bir rastlantıdan ibaret olduğu ve Güneş tutulmasının deprem habercisi sayılacağını iddia etmenin bilimsel hiçbir dayanağı bulunmadığı görülmüştür.

                 

Başka Olasılıklar ve Sonuç

                   

Bu araştırmanın olumsuz sonuç vermesine rağmen, sadece "tutulma merkezi yine Türkiye'den geçeceği için" tekrardan deprem olacağını düşünenler de bulunabilir. Bu yaklaşımdaki mantığı anlamak pek mümkün olmasa bile, sayın uzman vatandaşımızın açıklamasında bu pek bilimsel(!) ifadeye yer verildiğine göre bir anlamı vardır mutlaka. Yukarıdaki animasyonlarda gördüğünüz gibi, 1999 ve 2006 Güneş tutulmalarının merkez eğrisi ülkemiz topraklarından geçiyor.

Tutulma merkezi eğrisinin teğet noktasının İstanbul'a mesafesi 10° ve altında olan Güneş tutulmalarının sayısı, 1900 yılından bu yana 10'dur ve bunların hepsi listemizde bulunmaktadır. Açısal uzaklık değeriyle birlikte; 1901 (8.4°), 1914 (6.9°), 1933 (9.5°), 1936 (1.0°), 1954 (9.1°), 1961 (3.2°), 1966 (0.5°), 1976 (3.9°), 1981 (8.4°) ve 1999 (1.3°) tutulmaları bu kritere uymaktadır. Ancak, bu kritere uysalar bile, 1999 yılındaki tutulma dışında hiçbirinden sonra güçlü bir deprem olmadığını biliyoruz. Diyelim ki, sadece 1999 yılındaki tutulma gibi merkezi yakın olanlar önemli sayılsın. O takdirde, 1936 ve 1966 yıllarındaki tutulma merkezleri İstanbul'a 1999 yılındakinden daha da yakın olduğu halde, bu yıllarda İstanbul'u etkileyen güçlü bir deprem olmayışını nasıl açıklayacağız! Keza, 2006 yılındaki tutulma merkezinin İstanbul'a en yakın olduğu sırada açısal uzaklık 4.5° olacaktır. Bu uzaklığı yeterli sayarsak, 1936 ve 1966 yıllarından başka bir de 1961 ve 1976 yılında da deprem olması gerekmez miydi? Bu zihniyete inanırsak, 2030 yılındaki tutulma merkezi İstanbul'un tam üstünden geçeceğine göre (0.1°), herhalde şehir yer ile yeksan olacak demektir!

Tutulma sırasındaki örtülme oranının fazlalığı ve tutulmanın ufkun ne kadar üstünde görüldüğü gibi başka kriterlerin de önem taşıdığı iddia edilebilir. Bu maksatla hazırladığım Güneş tutulmaları listesindeki renk farklılıklarıyla daha kolay görebileceğiniz gibi, 1999 tutulmasına çok benzeyen başka tutulmalar da vardır. Örneğin, 20 Mayıs 1966 öğle vakti göğün ortasında güneşin tamamen kapandığına bizzat ben de şahit oldum. Zira o sırada yeni makinamla Üsküdar'daki konağın bahçesinden ilk tutulma fotoğraflarımı çekme heyecanı içindeydim. Ama, daha sonraki günlerde İstanbul yakınında deprem olduğunu hiç hissetmedik. Daha sonraki aylarda da. Kanımca, 2006 yılında da aynısı olacak ve ardından da sayın uzman vatandaşımız umursamaz bir edâ ile "ben öyle dememiştim, sözlerim yanlış anlaşılmış" diyecek.

Kısacası, adamın biri Güneş tutulmasını bahane edip "benzeri deprem 2006 yılında olacak" dedi diye hiç canınızı sıkmayın. Zira, İstanbul'u etkileyecek olası büyük depremin Güneş tutulmasıyla hiçbir ilişkisi yok ve ne zaman olacağını da hiç kimsenin önceden kesinlikle bilmesine olanak yok. Ancak, acı bir gerçek var: Bu yıkıcı depremin önümüzdeki on sene içinde gerçekleşme olasılığı çok yüksek. Güneş tutulması olsa da olmasa da, bu depremin şu andan itibaren on sene içinde herhangi bir günde bizi kötü sarsacağı kuşkusuz. Depremi önleyemeyiz. Ama, unutmayalım ki deprem sonrası yaşanacak acıların büyüklüğü, deprem öncesinde toplumsal açıdan ne denli boşvermiş olduğumuza bağlı.


               

Haluk Akçam 2004

Copyright © 2004 Haluk Akçam - Bu sitede yer alan her türlü yazı, resim, grafik, program ve bilginin telif hakkı MİSKET yazılım ve danışmanlık Ltd.Şti.ne aittir.